İngiltere, parlamentoya ve halkına AB ile ilgili konularda söz hakkı tanıma kararı aldı.

Mayıs 31, 2010 by Genelce/  
Filed under Edebiyat

6 Mayısta ülkede yapılan genel seçimin ardından kurulan koalisyon hükümetinin 18 aylık programını dün açıklayan Kraliçe 2. Elizabeth, AB ile ilgili konuların referanduma sunulması yönünde bir yasa tasarısı olduğunu söyledi.

  • Share/Bookmark

Beklemecilik / Ali İHSAN SAĞMEN

Mayıs 31, 2010 by Genelce/  
Filed under Deneme, Dr Isik Iscanli, Edebiyat, Yazar

Halk olarak beklemecilik bizim en büyük zaafımızdır. Durakta otobüs, yolda dolmuş, hastanede sıra, kömürcüde kömür, yardım kamyonlarında patates ve kuru bakla beklemek ten zevk mi alırız?
Kişilerden bir şeyler bekleriz, olmayacağını bilsek te, devletten bekleriz yapamayacağını ya da yapmayacağını bilerek, toplumdan bir şeylerin yapılmasını bekleriz, toplumda kendi üyelerinden ve beklemecilik fasit daire içinde dolaşır durur.

  • Share/Bookmark

Erguvan köşkler… / MELEK

Mayıs 31, 2010 by Genelce/  
Filed under Deneme, Edebiyat, Melek, Yazar

Rutubet almış tahtaların kokusu çok uzaklardan duyulmaktaydı. Bahçesini ayrık otlarının doldurduğu. Güllerle erguvanların inatla solmadığı , aksine birbirlerine daha da bir kenetlendiği bu evi; annem hep anlatır dururdu. Eskiden önünden denize girerdik derdi. Yazlık için İstanbul un bu köy eki almış semtinde kalınırdı diye anlatmaya devam ederdi.

  • Share/Bookmark

Kardeşlik ve dostluk üzerine/Mustafa Elveren (Em.Öğrt.)

Mayıs 30, 2010 by Genelce/  
Filed under Deneme, Edebiyat, Mustafa Elveren, Yazar

Hiç birimiz kardeş(ler)imizi seçme özgürlüğüne sahip değiliz. Fakat, dostumuzu/dostlarımızı özgürce seçebiliriz. “Dostun attığı gül yaralar bizi”, “Dostluk başka, alışveriş başka” gibi halkların kültüründe dostlukla ilgili epeyce özlü sözler bulunmaktadır.

  • Share/Bookmark

Iki Tutam Sac Belgeseli

Mayıs 26, 2010 by Genelce/  
Filed under Belgesel, Video

 

  • Share/Bookmark

Kürdistan İşçi Partisi’nin Silahsızlandırılması, Tavsiye Edilmesi Ve Entegrasyonu/David L. Philips

Mayıs 25, 2010 by Genelce/  
Filed under Haber, Politika

Amerikan Ulusal Dış Politika Komitesi (National Committe on American Foreign Policy)

Kovarabir/Amerikan Ulusal Dış Politika Komitesi, 1974′te Prof. Hans J. Morgenthau ve arkadaşları tarafından kurulmuştur. Amerikan çıkarlarını tehdit eden çatışmaların çözümüne odaklanmış, kâr amacı gütmeyen, eylemsel bir örgüttür. Bu doğrultuda komite, Amerikan dış çıkarlarının partiler üstü bir bakış açısı ve reel-politik bir çerçeve üzerinden tanım ve beyanını yapar, ilerletilmesine yardımcı olur.

  • Share/Bookmark

CHP Kurultayı / Engin ERKİNER

Mayıs 24, 2010 by Genelce/  
Filed under Engin Erkiner, Haber, Politika, Yazar

Kemal Kılıçdaroğlu yeni CHP Başkanı seçildi. Kendisinin bundan sonraki icraatı nasıl olursa olsun, Türkiye siyasetinin Deniz Baykal’dan kurtulmuş olması bile yeterince sevindirici bir gelişmedir.

  • Share/Bookmark

Şiddet kültürü ve kimlik sorunu

Mayıs 18, 2010 by Genelce/  
Filed under Bilim, Mustafa Elveren, Sosyoloji, Yazar

Bu güne kadar insan hak ve özgürlüklerini savunmak tekçi sistem tarafından “bölücülük, yıkıcılık” olarak görülmüş, savunucuları ise hep cezalandırılmıştır. Yani; insan hak ve özgürlükleri çerçevesinde Kürt-Kızılbaş-Komünist kimliğini savunmak ülkemizde suç sayılmıştır. Maalesef bu gün de aynı zihniyet devam etmektedir.

  • Share/Bookmark

Bir Deniz Gezmiş Anısı, Engin ERKİNER

Mayıs 18, 2010 by Genelce/  
Filed under Edebiyat, Engin Erkiner, Gezi Anı, Yazar

Deniz Gezmiş’i Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nde görmüşlüğüm var, aramızda herhangi bir konuşma olmadı. Ama Deniz Gezmiş’in bir eylemi sonraki yıllarda benim hayatımı etkileyecekti.

  • Share/Bookmark

Vanina Vanini – STENDHAL

Mayıs 15, 2010 by Genelce/  
Filed under Edebiyat, Öykü

182* yılı ilkyazının bir akşamıydı. Bütün Roma canlılık içindeydi. Ünlü banker dük de B., Venedik Alanı’ndaki yeni sarayında bir balo veriyordu. İtalya ve Londra sanatçılarının en görkemli yapıtları bu sarayı güzelleştirmek için bir araya toplanmıştı, kendini gösterme yarışı çok büyüktü. İngiltere’nin soylu ailelerinden sarışın ve çekingen güzeller, bu baloya katılma onurunu kazanmak için büyük bir istek duymuşlar, akın akın geliyorlardı. Romanın en güzel kadınları, onlarla güzellik yarışına çıkmışlardı. Gözlerinin parlaklığı ve abanoz gibi siyah saçları Romalı olduğunu gösteren bir genç kız, babasıyla birlikte içeri girdi. Bütün gözler onları izledi. Kızın her davranışında garip bir gurur göze çarpıyordu.
İçeri giren yabancıların, bu balonun görkemi karşısında şaşkınlığa düştükleri görülüyordu. Hepsi: “Avrupa krallarının düzenledikleri eğlencelerden hiçbiri bununla boy ölçüşemez.” diyorlardı.
Kralların, Roma mimarlığı tarzında yapılmış sarayı yoktu. Onlar kendi saraylarına bağlı yüksek kadınları davet etmek zorundadırlar. Dük de B. ise, sırf güzel kadınları davet eder. O akşamki davetlileri çok güzeldi. Erkekler hayran görünüyorlardı. Bu kadar güzel kadın arasında, en güzelinin hangisi olduğunu belirlemek istediler. Seçim konusunda biraz kararsızlığa düştüler. Sonunda, prenses Vanina Vanini, o siyah saçlı, alev gözlü genç kız, balonun kraliçesi ilan edildi.
Yabancılar ve Romalı gençler, bunun üzerine, hemen, bulundukları salonlardan ayrılıp onun bulunduğu salona doldular.
Babası prens don Asdrubale Vanini, onun önce iki üç Alman hükümdarıyla dansetmesini istemişti. Onlardan sonra, genç kız, çok güzel ve çok soylu birkaç İngiliz’in davetini kabul etti. Bunların kaskatı davranışları canını sıktı. Pek sevdalı görünen genç Livio Savelli’yi rahatsız etmekten daha fazla hoşlanır gibiydi. Savelli, Roma’nın en parlak genciydi, üstelik o da prensti. Fakat, okusun diye eline bir roman verilecek olsa, yirmi sayfa okuduktan sonra, başını ağrıttığını söyleyerek kitabı elinden atardı. Bu, Vanina’nın gözünde bir eksiklikti.
Gece yarısına doğru, baloda bir haber yayıldı ve epeyce ilgi uyandırdı. Sant’Angelo kalesinde tutuklu genç bir Carbonaro (1) akşam kılık değiştirerek kaçmış ve hapishanenin son muhafız karakoluna geldiği zaman, roman kahramanlarına özgü, aşırı bir ataklık göstererek askerlere kamayla saldırmıştı. Fakat kendisi de yaralanmıştı; güvenlik görevlileri, kan izlerini izleyerek sokaklarda onu kovalıyorlardı, yine yakalanacağı umuluyordu.
Bu öykü anlatılırken, Vanina ile dans eden ve onun güzelliklerine, başarılarına hayran olan don Livio Savelli, kendisini yerine kadar götürdüğü sırada, neredeyse çıldırasıya âşık olduğu genç kıza:
- Peki ama, diyordu, lütfen söyleyin, sizin kim hoşunuza gidebilir?
Vanina yanıtladı:
- Hapisten kaçan o genç Carbonaro. Hiç olmazsa, bu adam, dünyaya gelmek sıkıntısından fazla bir şey yapmış.
Prens don Asdrubale kızına yaklaştı. Prens yirmi yıldır kâhyasıyla para hesabı yapmadan kendi gelirini çok yüksek faizle ondan borç alan zengin bir adamdı. Kendisine yolda raslasanız, eski bir komedi aktörü sanırsınız. Parmaklarında, iri elmaslarla süslenmiş koca koca beş altı yüzük bulunduğunu fark edemezsiniz. İki oğlu cizvit papazı olmuş, sonra çıldırarak ölmüşlerdir. Onları unutmuştur; fakat biricik kızı Vanina’nın, kocaya varmak istememesine üzülmektedir. Vanina on dokuz yaşına gelmiş ve en parlak taliplerini geri çevirmiştir. Nedeni nedir? Sylla’nın, yönetimden vaz geçme nedeninin aynı: Romalıları küçümsemek.
Balonun ertesi günü, Vanina, dünyanın en ihmalci adamı olan ve ömründe eline bir anahtar almak sıkıntısına katlanmayan babasının, sarayın üçüncü katındaki bir daireye giden küçük merdivenin kapısını, çok özenli bir biçimde kapattığını görmüştü. Bu dairenin, portakal ağaçlarıyla süslü bir taraçaya açılan pencereleri vardı. Vanina, Roma’da bir iki yeri gezmeye gitti; geri dönüşünde, sarayın büyük kapısı, bir donanma hazırlığından dolayı özgür olmadığı için, arabası arka bahçeden girdi. Vanina yukarı baktı, babasının, o kadar özenle kapattığı dairenin pencerelerinden birinin açık olduğunu şaşkınlıkla gördü. Nedimesini savdı, sarayın tavan arasına çıktı ve araya araya, portakallı taraçaya açılan parmaklıklı bir küçük pencere buldu. Gözüne çarpan açık pencereyle arasında iki adım uzaklık vardı. Hiç şüphe yok, bu odada birisi oturuyordu; fakat kimdi? Ertesi gün, Vanina, portakallı taraçaya açılan bir küçük kapının anahtarını bulmayı başardı.
Hâlâ açık duran pencereye hırsız adımlarıyla yaklaştı. Bir pancurun arkasına gizlendi. Odanın sonunda bir yatak, yatakta da birisi vardı. Vanina’nın ilk davranışı çekilmek oldu; fakat bir iskemle üstüne atılmış bir kadın elbisesi gözüne ilişti. Yatakta yatana daha dikkatli bakınca, bunun, sarışın ve görünüşe göre oldukça genç olduğunu anladı. Bir kadın olduğuna da artık şüphesi kalmadı.
İskemle üstüne atılmış duran elbise kanlıydı; bir masa üstüne konulmuş kadın ayakkabılarında da kan lekeleri vardı. Yabancı kadın bir hareket yaptı; Vanina, onun yaralı olduğunu gördü. Göğsünde kan lekelerine bulanmış büyük bir bez vardı; bu bez sadece şeritlerle tutturulmuştu. Onu, göğsüne bu biçimde yerleştiren bir doktor eli değildi. Vanina, babasının, her gün saat dört sularında, kendi dairesine kapandığını, sonra yabancı kadının yanına gittiğini fark etti. Sonra, oradan yine iniyor, arabaya binip kontes Vitteleschi’nin evine gidiyordu. O çıkar çıkmaz, Vanina küçük taraçaya tırmanıyor, oradan yabancı kadını görebiliyordu. Bu pek zavallı genç kadın onu çok duygulandırmıştı; onun serüvenini keşfe uğraşıyordu. Bir iskemle üstüne atılmış kanlı giysisi, kama darbeleriyle delinmişe benziyordu. Vanina bu yırtıkları sayabiliyordu.
Bir gün yabancı kadını daha iyi görebildi. Mavi gözleri gökyüzüne bakıyordu; dua ediyor gibiydi. Biraz sonra, güzel gözlerine yaşlar doldu; genç prenses, onunla konuşmaktan kendini pek güçlükle aldı. Ertesi gün, Vanina, babası gelmeden önce, küçük taraçaya saklanmak cesaretini gösterdi. Don Asdrubale’nin yabancı kadının yanına girdiğini gördü; elinde yiyecek dolu bir sepet vardı. Prens düşünceliydi ve fazla konuşmadı. O kadar yavaş sesle konuşuyordu ki pencerenin açık olmasına karşın, Vanina onun sözlerini işitemedi. Prens çok durmadı, gitti.
Vanina, kendi kendine şöyle düşündü:
- Bu zavallı kadının pek korkunç düşmanları olsa gerek. O kadar tasasız bir adam olan babam, hiç kimseye açılamıyor da her gün, yüz yirmi ayak merdiven çıkmak güçlüğüne katlanıyor.
Bir akşam, Vanina, yabancı kadının penceresine yavaşça başını uzattığı sırada, göz göze geldiler, bütün sorun çözüldü. Vanina onun dizlerine kapandı:
- Sizi seviyorum, diye haykırdı, size içtenlikle bağlıyım.
Yabancı kadın, ona içeri girmesi için işaret etti. Vanina:
- Size o kadar özür borçluyum ki! dedi, hem de bu yakışıksız merakım, kimbilir sizi ne kadar incitmiştir? Yemin ederim ki bu sırrı açıklamayacağım, eğer isterseniz, bir daha da gelmem.
Yabancı kadın:
- Sizi kim görür de, mutlu olmaz? dedi. Bu sarayda mı oturuyorsunuz?
Vanina:
- Elbette, diye yanıtladı; fakat görüyorum ki, beni tanımıyorsunuz. Ben, don Astrubale’in kızı Vanina’yım.
Yabancı kadın, hayretle ona baktı, kıpkırmızı oldu, sonra ekledi:
-Beni her gün görmeye geleceğiniz umudunu bana lütfen verin; fakat, prensin, geleceğinizden haberi olmamasını isterim.
Vanina’nın kalbi hızlı hızlı çarpıyordu; yabancı kadının tavırlarını çok kibarca buluyordu. Bu zavallı genç kadın, herhalde erkli bir kimseye hakaret etmişti; acaba, bir kıskançlık anında, âşığını mı öldürmüştü? Vanina, onun felaketine, basit bir neden düşünemiyordu. Yabancı kadın, omuzundan yaralandığını, yaranın göğsüne kadar girdiğini ve çok acı verdiğini söyledi. Çok zaman ağzına kanlar doluyordu.
Vanina:
- Hem de doktorunuz yok! diye haykırdı.
-Bilirsiniz ki Roma’da, doktorlar tedavi ettikleri bütün yaralıları, güvenliğe, bir raporla aynen bildirmek zorundadırlar. Prens, şu gördüğünüz bezle, benim yaramı kendisi sarmak lütfunda bulundu.
Yabancı kadın, geçirdiği kazadan dolayı sızlanmaktan, pek kibarca çekiniyordu; Vanina, onu deli gibi sevmişti. Bununla birlikte, bir yan, prensesi çok şaşırttı. Pek ciddi olduğu kesin olan bir konuşma sırasında, yabancı kadın ani bir gülme gereksinimini, güçlükle giderebilmişti.
Vanina:
- Adınızı öğrenirsem pek memnun olacağım dedi.
- Beni Clementine diye çağırırlar.
- Pekâlâ, sevgili Clementine, yarın saat beşte sizi görmeye geleceğim.
Ertesi gün, Vanina, yeni arkadaşını pek hasta buldu. Onu öptü ve:
- Size bir doktor getireceğim, dedi.
Yabancı kadın:
- Ölmeyi yeğlerim, diye yanıtladı. Velinimetlerime zarar vermek ister miyim?
Vanina, telâşla devam etti:
- Roma valisi, monsenyör Savelli Catanzara’nın doktoru bizim hizmetkârlardan birinin oğludur; bize pek bağlıdır ve durumu bakımından kimseden korkmaz, babam onun bağlılığına güveniyor; onu çağırtacağım.
Yabancı kadın, Vanina’yı şaşırtan bir sertlikle:
- Doktor istemem! diye haykırdı. Siz beni görmeye gelin ve Tanrı beni yanına almak istiyorsa sizin kollarınızda can vermekle mutlu olurum.
Ertesi gün, yabancı kadın daha kötüleşmişti. Vanina, onun yanından ayrılırken:
- Beni seviyorsanız, dedi, kendinizi bir doktora gösterirsiniz.
- Doktor gelirse mutluluğum elimden gider.
- Ben onu çağırtacağım.
Yabancı kadın hiç ses çıkarmadan onu tuttu, elini aldı, öpücüklere gömdü. Uzun bir susma oldu; yabancının gözleri yaşlıydı. Sonra Vanina’nın elini bıraktı ve ölüme gider bir tavırla dedi ki:
- Size bir itirafta bulunacağım. Önceki gün, adımın Clementine olduğunu söylediğim zaman, yalan söylemiştim. Ben bahtsız bir Carbonaro’yum…
Vanina şaşkınlık içinde, iskemlesini geriye çekti ve biraz sonra ayağa kalktı. Carbonaro sürdürdü:
- Hissediyorum ki bunu açıklamak beni yaşama bağlayan biricik nimetten yoksun bırakacak; fakat sizi aldatmak bana yakışmaz. Adım, Pietro Missirilli’dir; on dokuz yaşındayım; babam, Sant’Angelo in Vado’da, yoksul bir doktordur, kendim, Carbonaroyum. Ocağımızı keşfettiler; beni, zincire vurarak, Romagna’dan Roma’ya getirdiler. Gece gündüz bir kandille aydınlanan bir zindanda on üç ay yattım. Merhametli bir insan beni oradan kurtarmak istedi. Beni kadın kıyafetine soktular. Hapishaneden çıkıp son kapının muhafız karakolu önünden geçtiğim sırada, muhafızlardan biri, Carbonarolara sövdü; suratına bir tokat attım. İnanınız, amacım, yiğitlik taslamak değildi; sırf bir dikkatsizlik eseri oldu. Bu düşüncesizce davranıştan sonra, vücudum süngü yaraları içinde, gücüm gitgide azalarak, gece vakti Roma sokaklarında kovalandığım sırada, kapısı açık duran bir eve girdim. Askerlerin de peşim sıra yukarı çıktıklarını duyunca bir bahçeye atladım; gezinmekte olan bir kadının birkaç adım ötesine düştüm.
Vanina:
- Kontes Vitteleschi! dedi, babamın dostu.
Missirilli:
- Nasıl! diye haykırdı. Kendisi bunu size söyledi mi? Her ne hal ise, adı hiçbir zaman söylenmemesi gereken bu kadın, benim yaşamımı kurtardı. Askerler, beni yakalamak için onun evine girerlerken, babanız da, beni oradan arabayla dışarı çıkarıyordu. Kendimi pek hasta hissediyorum. Birkaç günden beri, omuzumdaki o süngü yarası nefes aldırmıyor. Öleceğim, sizi bir daha göremeyeceğim için de umutsuz öleceğim.
Vanina sabırsızlıkla dinlemişti; çabucak odadan çıktı. Missirilli, bu çok güzel gözlerde, hiçbir acıma eseri görmemiş, yalnızca, incinen, gururlu bir karakter anlatımı sezmişti.
Gece, bir doktor çıkageldi; yalnızdı. Missirilli, umutsuzluğa kapıldı; Vanina’yı bir daha asla göremeyeceğinden korkuyordu. Kendisinden kan alan doktoru sorguladı; fakat doktor yanıt vermedi. Bunu izleyen günler, aynı sessizlik… Pietro’nun gözleri, Vanina’nın, içeri girmeyi alışkanlık haline getirdiği taraça penceresinden ayrılmıyordu. Çok umutsuzdu. Bir kez, gece yarısına doğru, taraçanın karanlığında, birini seçer gibi oldu. Acaba Vanina mıydı?
Vanina, her gece geliyor, yüzünü, genç Carbonaro’nun penceresinin camlarına yapıştırıyordu.
- Onunla konuşursam, mahvoldum demektir, diye düşünüyordu. Hayır, onu bir daha kesinlikle görmemeliyim!
Bu kararı verdikten sonra bu delikanlıyı, budala gibi kadın sandığı zaman, ona karşı duyduğu dostluğu, elinde olmadan anımsıyordu. Bu kadar tatlı bir yakınlıktan sonra, demek ki onu unutmak gerekti! Vanina, en aklı başında olduğu zamanlarda, düşüncelerindeki değişiklikten korkuyordu, Missirilli, adını söylediğinden beri, onun düşündüğü şeylerin hepsi sanki bir örtüyle örtülmüş, artık uzaklardan görünür olmuştu.
Bir hafta sonra Vanina solgun ve titrek, doktorla birlikte, genç Carabonaro’nun odasına girdi. Prensi, kendi yerine bir uşak göndermeye inandırmasını söylemek için gelmişti. Odada on saniye bile kalmadı; fakat birkaç gün sonra, insanlık güdüsüyle yine doktorla birlikte geldi. Bir akşam Missirilli, çok daha iyiydi ve Vanina’nın da onun yaşamından kaygı duymak bahanesi yoktu. Genç kız, yalnız başına gelmek cesaretini gösterdi. Missirilli, onu görünce, sınırsız bir mutluluk duydu. Fakat aşkını gizlemeyi doğru buldu. Her şeyden önce, bir erkeğe yakışan ağırbaşlılıktan ayrılmak istemiyordu. Odaya girdiği zaman yüzü kıpkırmızı olan ve sevdalı sözler işiteceğinden korkan Vanina, kibar ve içten bağlı; fakat sevgiden uzak bir dostlukla karşılaşınca düş kırıklığına uğradı. Çıkarken, Missirilli, onu alıkoymak istemedi.
Birkaç gün sonra, yine geldiği zaman, aynı davranışı buldu. Aynı saygılı bağlılık ve sonsuz gönül borcu güvencesiyle karşılaştı. Vanina genç Carbonario’nun coşkunluğuna engel olmak şöyle dursun, sevenin yalnızca kendisi olabileceğini düşündü. O zamana kadar çok gururlu olan bu genç kız, çılgınlığının bütün büyüklüğünü, acı acı duyuyordu. Neşe, hatta soğukluk taklidi yaptı, daha seyrek gelmeye başladı; fakat genç hastanın yüzünü bir daha görmemeye bir türlü katlanamadı.
Missirilli, aşktan yanıp tutuşuyordu; fakat, ne kadar silik bir ailenin çocuğu olduğunu ve haddini bilmek gerektiğini düşünmüştü. Vanina sekiz gün onu görmeye gelmezse, ancak bu durumda aşktan söz etme kararı vermişti. Genç prensesin gururu, adım adım mücadele halindeydi. Genç kız, sonunda, kendi kendine şöyle düşündü:
Missirilli’ye gidiyor, uzun süre yanında kalıyordu; o da genç kıza, yanlarında sanki yirmi kişi varmış gibi sesleniyordu. Bir akşam, bütün gününü ondan nefret etmekle, ona karşı her zamandan daha soğuk ve daha ciddi davranacağını söylemekle geçiren Vanina, Missirilli’ye kendisini sevdiğini söyledi, çok geçmeden, ondan hiçbir şey esirgemez oldu.
Vanina, büyük bir çılgınlık yapmıştı. Ama, doğrusunu söylemek gerekirse, pek çok mutluydu. Missirilli, erkeklik gururunun gereklerini artık düşünmedi; on dokuz yaşında, ilk olarak ve İtalya’da nasıl sevilirse öyle sevdi. Tutkulu aşkın bütün özenlerini gösterdi, o pek gururlu prensese, kendisini sevdirmek için baş vurduğu hileyi bile açıkladı. Mutluluğunun fazlalığına şaşıyordu. Dört ay çabucak geçti. Bir gün doktor, hastasını özgür bıraktı. Missirilli, kendi kendine:
- Şimdi ne yapacağım? diye düşündü. Roma’daki güzel kadınlardan birinin evine mi saklanayım? Bu durumda beni on üç ay hapse atıp gün ışığından yoksun bırakan alçak zalimler, cesaretimi kırdıklarını sanacaklar! İtalya, oğulların seni bu kadar küçük bir nedenle terk ederlerse gerçekten bahtsızsın!
Vanina, Pietro için en büyük mutluluğun, sonsuza dek kendisine bağlı kalmak olduğundan şüphe etmiyordu; delikanlı çok mutlu görünüyordu; fakat, General Bonaparte’ın bir sözü, Pietro’nun ruhunda acı acı yankılanıyor ve kadınlara karşı olan davranışları üzerinde etkili oluyordu. 1796′da General Bonaparte, Brescia’dan ayrılırken, kentin kapısına kadar kendisine eşlik eden kentliler, Brescialıların, özgürlüğü, öteki İtalyanların hepsinden çok sevdiklerini söylemişlerdi. General:
- Evet, diye yanıtlamıştı, sevgililerine anlatacak kadar severler.
Missirilli, Vanina’ya oldukça isteksiz bir tavırla:
- Gece olur olmaz çıkıp gitmeliyim, dedi.
- Gün doğmadan saraya dönmeye çalış; ben seni beklerim.
- Gün doğarken, Roma’dan birkaç mil uzakta bulunacağım.
Vanina, soğukkanlılıkla:
- Güzel, dedi, nereye gideceksiniz?
- Romagna’ya gideceğim: öç almaya.
Vanina, çok sakin bir tavırla sürdürdü:
- Ben zengin olduğum için, umarım ki vereceğim silahları ve parayı kabul edersiniz.
Missirilli, bir iki saniye, üzüntüsünü belli etmeden ona baktı; sonra, kollarını açarak:
- Ruhum, hayatım, dedi, bana her şeyi unutturuyorsun, hatta görevimi bile. Fakat, kalbinin soyluluğu oranında bana hak vermen gerek.
Vanina çok ağladı, sonunda, Missirilli’nin, Roma’dan, daha ertesi gün ayrılması kararlaştırıldı.
Vanina, ertesi gün:
- Pietro, dedi, siz bana, birçok kez demiştiniz ki, eğer Avusturya bizden uzakta, büyük bir savaşa girerse, tanınmış bir adam, örneğin, çok parası olan Romalı bir prens, özgürlük davasına büyük hizmetler edebilir.
Pietro, şaşkınlıkla:
- Elbette, dedi.
- Pekâlâ! Siz cesursunuz; eksiğiniz, yüksek bir orun. Size evlenmemizi ve iki yüz bin lira gelir öneriyorum. Babamı razı etmeyi ben üzerime alıyorum.
Pietro, onun ayaklarına kapandı; Vanina, sevinç içindeydi. Delikanlı:
- Sizi çıldırasıya seviyorum, dedi; fakat ben yoksul bir yurt hizmetçisiyim; İtalya ne kadar çok zavallı olursa, ben de o kadar çok ona bağlı kalmalıyım. Don Asdrubale’nin onayını almak için yıllarca silik bir rol oynamak gerek. Vanina, önerinizi reddediyorum.
Missirilli, kendisini, bu sözle bağlamak istedi. Dayanma gücünü yitirmek üzereydi:
- Felaketim şurada ki, seni hayatımdan çok seviyorum ve Roma’dan ayrılmak, benim için, işkencelerin en büyüğü. Ah! İtalya, niçin barbarlardan kurtulmuş değil! Seninle birlikte gidip Amerika’da yaşamak için ne büyük bir zevkle yola çıkardım!
Vanina, soğukluğunu koruyordu. Yaptığı evlenme önerisinin reddedilmesi, gururlu kızı şaşkınlığa düşürmüştü; fakat biraz sonra, Missirilli’nin kollarına atıldı:
- Bana, hiçbir zaman bu kadar sevimli gözükmemiştin, diye haykırdı; evet, benim küçük köy doktorum, sonsuza dek seninim. Sen bizim eski Romalılarımız gibi büyük bir adamsın.
Bütün gelecek düşünceleri, sağduyunun esinlediği bütün üzüntülü düşünceleri silindi; eksiksiz bir aşk ânı yaşadılar. Sonunda, akıllarını başlarına toplayınca Vanina:
- Ben, senden pek az sonra Romagna’da olurum, dedi. Poretta kaplıcalarına gitmem gerek diyeceğim, Forli yakınlarında, San Nicola’daki şatomuza ineceğim…
Missirilli:
- Orada, bütün yaşamımı seninle birlikte geçiririm! diye haykırdı.
Vanina içini çekerek:
- Bundan böyle, kısmetim, her şeyi göze almak, dedi. Senin uğrunda kendimi feda edeceğim, ne önemi var… onursuz bir kızı sevebilir misin?
- Karım değil misin, hem de sonsuza dek tapacağım karım? Seni seveceğim ve koruyacağım.
Vanina’nın, bir toplantıya gitmesi gerekiyordu. Missirilli’nin yanından ayrılır ayrılmaz, delikanlı, davranışının barbarca olduğunu düşünmeye başladı:
- Yurt nedir? diye söylendi. Bir iyiliğinden dolayı kendisine gönül borcu duymamız gereken, bunda kusur edersek mutsuz olup bize ilenebilecek olan, canlı bir varlık değil. Yurt ve özgürlük, sırtımdaki kaput gibi, bana yararlı bir şeydir. Babamdan miras kalmamışsa da, onu satın alma zorunluluğum var. Fakat sonuç olarak, yurt ve özgürlük, bu iki şey bana yararlı olduğu için severim. Bunlar benim işime yaramazsa, ağustos ayında bir kaputtan farkları olmazsa, satın almak hem de çok büyük bir bedel vererek almak neye yarar? Vanina ne kadar güzel? Kendine özgü öyle bir zekâsı var ki! Ona yaranmaya çalışacaklar; beni unutacak. Hangi kadın vardır ki bir tek âşıkla kalsın? Yurttaş olarak küçümsediğim o Romalı prensler, benden ne kadar yüksek! Kimbilir ne kadar sevimlidirler! Ah! gidersem beni unutacak, onu sonsuza dek kaybedeceğim.
Gece yarısı, Vanina onu görmeye geldi; delikanlı içinde bulunduğu kararsızlığı, kendisini sevdiği için o büyük “yurt” sözcüğü üzerinde nasıl tartışmalar yaptığını anlattı, Vanina pek hoşnuttu.
- Eğer, yurtla benim aramda bir seçim yapmak zorunluluğunu ille de duyuyorsa, diye düşündü, beni seçecektir..
Yakındaki kilisenin saati üçü çaldı; son veda zamanı yaklaşıyordu. Pietro, sevgilisinin kolları arasından sıyrıldı. Küçük merdiveni inmeye başlamıştı ki Vanina, göz yaşlarını tutarak, bir gülümsemeyle ona şöyle dedi:
- Eğer seni, yoksul bir köylü kadın iyileştirseydi, gönül borcunu göstermek için, hiçbir şey yapamaz mıydın? Ona bir para vermek istemez miydin? Gelecek karanlıktır, düşmanlarının ortasında yolculuk edeceksin. Sanki bir yoksul kadınmışım gibi, şükran borcu olarak ve sana gösteridğim özeni ödemek üzere, üç gününü bana ayır.
Missirilli kaldı. Sonunda, Roma’dan ayrıldı. Yabancı bir elçilikten aldığı bir pasaport sayesinde, ailesinin yanına geldi. Büyük bir sevinçle karşılandı; kendisini ölmüş sanıyorlardı. Dostları bir iki carabiniere öldürerek onun gelişini kutlamak istediler. (Papanın jandarmalarına bu adı verirler).
Missirilli:
- Silah kullanmasını bilen bir İtalyanı gereksiz öldürmeyelim, dedi. Yurdumuz, mutlu İngiltere gibi bir ada değildir. Avrupa krallarının bize karışmalarına karşı koymak için asker eksiğimiz var.
Bir süre sonra, Missirilli, carabiniereler tarafından sıkıştırıldı, Vanina’nın verdiği tabancalarla, bunlardan iki tanesini öldürdü. Başını getirene ödül koydular.
Vanina, Romagna’da gözükmüyordu. Missirilli unutulduğunu sandı, gururu incindi. Sevgilisiyle kendi arasındaki sosyal düzey farkını, çok düşünmeye başlamıştı. Geçmiş mutluluğu, üzüntü ve yazıklanmayla düşündüğü bir sırada, Roma’ya gidip Vanina’nın ne yaptığını görmek aklına geldi. Bu delice düşünce, görev bellediği şeylere üstün gelmek üzereydi ki bir akşam, dağdaki bir kilisenin çanı, zangocun dalgınlığına gelmiş gibi garip bir biçimde çaldı. Bu, Missirilli Romagna’ya geldikten sonra girdiği Carbonaro ocağının bir toplantı işaretiydi. O gece, hepsi ormandaki bir keşiş tekkesinde buluştular. Afyonla uyuşan iki keşiş, küçük evlerinin ne iş için kullanıldığını asla sezmediler. Toplantıya pek üzüntülü bir durumda gelen Missirilli, ocak başkanının tutuklandığını ve henüz yirmi yaşına girmiş bir delikanlı olan kendisinin, ellisini aşan ve Murat’nın 1815 seferinden beri gizli örgütlere giren insanların da üyesi bulunduğu bir ocağın başkanlığına seçildiğini orada haber aldı. Ummadığı bu onura erişince Pietro kalbinin çarptığını hissetti. Yalnız kalır kalmaz, kendisini unutan Romalı genç kızı artık düşünmemeye ve İtalya’yı barbarlardan kurtarmayı tek emel edinmeye karar verdi.
İki gün sonra, Missirilli, ocak başkanı olarak kendisine getirilen gelenler ve gidenler raporunda, prenses Vanina’nın San Nicola şatosuna geldiğini okumuştu. Bu ismi okuyunca, ruhuna, sevinçten çok şaşkınlık doldu. Hemen o akşam, San Nicola şatosunda seğirtmemek konusunda karar vermekle yurt bağlılığını sağlamış olduğunu, boş yere umdu.
Vanina’yı ihmal ettiğini düşünüyor, görevini doğru dürüst yapamıyordu. Onu ertesi gün gördü; Vanina kendisini, Roma’daki gibi seviyordu. Babası, kendisini evlendirmek istediğinden, hareketini geciktirmişti. Yanında, iki bin altın getirmişti. Bu umulmadık yardım, Missirilli’ye, yeni görevinde, olağanüstü bir saygınlık kazandırdı. Corfu’da hançerler yaptırdılar. Carbonarolar hakkında kovuşturma yapmakla görevli papa delegesinin kâtibini elde ettiler. Böylece, hükümete casusluk eden köy papazlarının listesini ele geçirdiler.
Bahtsız İtalya’da hazırlanan, bilinçsizlikte en hafif suikast düzenlemelerinden biri, o dönemde tamamlandı. Burada, gereksiz ayrıntıya girecek değilim. Yalnızca şu kadarını söylemekle yetineceğim. Eğer girişim başarıyla sonuçlanmış olsaydı Missirilli, bundan büyük bir onur payı istiyebilirdi. Binlerce âsi, onun verdireceği bir işaretle ayaklanıp yüksek görevlilerin gemilerini, elde silah bekleyebileceklerdi. Kararlaştırılmış an yaklaşıyordu. Tam o sırada, her zaman olduğu gibi, şeflerin tutuklanması sonucunda, suikast yarım kaldı.
Vanina, daha Romagna’ya gelir gelmez, yurt sevgisinin, âşığına, başka her türlü aşkı unutturacağını görür gibi oldu. Romalı genç kız gururu isyan etti. Kendisini inandırmaya, boşuna, çalıştı; derin bir keder yüreğini kapladı; özgürlüğe lanet okudu. Missirilli’yi görmek üzere Forli’ye geldiği bir gün, gururunun o zamana kadar yenmeyi başaramadığı acısına hakim olamadı:
- Doğrusunu isterseniz, dedi, beni bir koca gibi seviyorsunuz; bu benim işime gelmez.
Biraz sonra gözlerinden yaşlar dökülmeye başladı; fakat bu yaşlar, siteme kadar tenezzül etmenin verdiği utançtan ileri geliyordu. Missirilli, bu göz yaşlarına, aklı başka yerde bir adam gibi karşılık verdi. Vanina, birdenbire, onu bırakıp Roma’ya dönmeyi düşündü. Kendisini söyleten zayıflıktan dolayı kendi kendini cezalandırmakta acı bir zevk buluyordu. Birkaç dakikacık süren bir susuştan sonra, kararını vermişti; eğer Missirilli’yi terk etmeyecek olursa, kendisini ona layık saymayacaktı. Aşığının yanı başında kendisini arayıp da bulamadığı zaman duyacağı şaşkınlık ve acıyı düşünüp haz duyuyordu. Biraz sonra, uğrunda o kadar çılgınlıklar yaptığı erkeğin aşkını kazanamadığı düşüncesi, genç kızı derinliğine üzdü. O zaman konuştu ve âşığının ağzından aşıklara yaraşır bir söz koparmak için yapmadığı kalmadı. Missirilli, dalgın bir tavırla, ona birçok sevgi sözleri söyledi; fakat bu sözleri söylerken sesinin uyumu siyasi girişimlerinden söz ettiği zamanki kadar derin değildi. Missirilli, umutsuzlukla haykırdı:
- Ah! eğer bu iş başarıyla bitmezse, hükümet bunu da ortaya çıkarırsa, vatanı bırakır giderim.
Vanina kımıldamadı. Bir saattan beri, âşığını son kez olarak gördüğünü hissediyordu. Onun söylediği söz, zihnini uğursuz bir düşünceyle aydınlattı. Kendi kendine:
- Carbonarolar benden binlerce altın aldılar, diye düşündü. Suikastı desteklediğimden kuşkulanamazlar.
Vanina, düşünden uyanarak, Missirilli’ye dedi ki:
- San Nicola şatosuna gelip benimle yirmi dört saat kalır mısınız? Bu akşamki toplantımızda senin varlığına gerek yok. Yarın sabah, San Nikola’da gezmeye çıkarız. Heyecanını giderir, büyük işlerde gereksinim duyduğun soğukkanlılığı yeniden bulursun.
Pietro kabul etti.
Vanina, onu sakladığı küçük odayı, her zamanki gibi, kilitliyerek, yol hazırlıklarını görmek üzere yanından ayrıldı.
Kendi hizmetinden ayrılıp evlenen ve Forli’de küçük bir dükkan açan, oda hizmetçilerinden birinin evine koştu. Oraya varınca, onun odasında bulduğu bir dua kitabının sayfalarından birinin kenarına, o gece Karbonarolar ocağının toplantı yapacağı yerin adresini çarçabuk yazdı. İhbarını şu sözcüklerle bitirdi: “Bu ocak, on dokuz üyeden oluşmuştur. Üyelerin adları ve adresleri şudur…” Bu listeyi, Missirilli’nin adı unutulmak kaydıyla çok açık olarak yazdıktan sonra, güvendiği kadına:
- Bu kitabı, papanın delegesi Kardinale götür: içinde yazılı şeyi okusun ve kitabı sana geri versin . Al sana iki altın; eğer Kardinal adını ağzına alırsa, ölümün kesindir; fakat, yazdığım sayfayı Kardinale okutursan, yaşamını kurtarırsın.
Her şey kusursuz oldu. Kardinal, korkudan büyüklenmedi. Kendisiyle görüşmek istiyen halk tabakasından bir kadının, huzuruna yüzü örtülü olarak çıkmasına, elleri bağlı bulunmak koşuluyla izin verdi. Dükkancı kadın, büyük adamın huzuruna bu durumda çıkarıldı. Kardinal, yeşil çuha örtülü, çok büyük bir masanın başında oturuyordu.
Kardinal, dua kitabını, içinde gizli bir zehir bulunur korkusuyla, yüzünden çok uzakta tutarak okudu. Sonra kadına geri verdi ve kendisini izlettirmedi. Vanina, âşığının yanından ayrıldıktan sonra, kırk dakikaya varmadan eski oda hizmetçisinin geri döndüğünü görerek Missirilli’nin artık tamamen kendisinin olduğu düşüncesiyle, onun yanına döndü. Carabinierelerin hiç uğramadığı sokaklarda birliklerin dolaştığı görülüyordu.
- Eğer beni dinlersen, diye ekledi, hemen San Nicola’ya gidelim.
Missirilli razı oldu. Genç prensesin arabasının bulunduğu noktaya kadar yaya gittiler. Araba, prensesin, bol maaşlı ve sıkı ağızlı sırdaşı olan nedimesiyle birlikte, kentten yarım fersah ötede bekliyordu.
San Nicola şatosuna geldikten sonra, Vanina, yaptığı garip girişimin şaşkınlığı içinde, âşığına karşı daha sevdalı göründü. Fakat ona aşktan söz ederken, komedi oynadığını sanıyordu. Bir gün önce, ihaneti sırasında, vicdan azabını unutmuştu. Aşığını kollarıyla sararken, kendi kendine şöyle düşünüyordu:
- Ona söylenebilecek bir sözcük var ki söyler söylemez, o dakikada ve sonsuza dek benden nefret edecek.
Gece yarısı, Vanina’nın hizmetçilerinden biri, birdenbire onun odasına girdi. Bu adamın da bir Carbonaro olduğunu prenses bilmiyordu. Demek ki, Missirilli’nin, bu gibi ayrıntılar hakkında bile kendisinden gizli tuttuğu şeyler vardı. Ürperdi. Bu adam, o gece, Forli’de, on dokuz Carbonaronun evlerinin kuşatıldığını, kendilerini de toplantıdan döndükleri sırada tutukladıklarını, Missirilli’ye haber vermeye gelmişti. Dokuz Carbonaro, gafil avlanmış olmakla birlikte, kaçmıştı.
Carabiniereler on tanesini kalenin hapisanesine götürmüştü. Oraya girerken içlerinden biri, kendini çok derin bir kuyuya atmış ve ölmüştü.
Vanina kendini kaybetti. Bereket versin ki, Pietro farkına varmadı; yoksa, suçunu gözlerinden okuyabilecekti.
Hizmetçi ekledi:
- Şu anda, Forli garnizonu, bütün sokaklarda dizi oluşturmuş. Her er, yanındakiyle konuşacak kadar birbirine yakın. Halk, karşıdan karşıya, ancak subayların bulunduğu noktalardan geçebiliyor.
Hizmetçi odadan çıktıktan sonra, Pietro ancak bir saniye düşünceye daldı, sonra:
- Şimdilik yapacak bir şey yok, dedi.
Vanina, ölecek gibi oluyor, âşığının bakışları karşısında titriyordu. Pietro:
- Bu olağanüstü halinizin sebebi nedir? diye sordu.
Sonra, başka konu açtı ve ona artık bakmadı. Gün ortasına doğru, Vanina, ona şu soruyu soracak oldu.
- Bir ocak daha ortaya çıkarıldı; sanırım, bir süre için rahat edersiniz değil mi?
Missirilli, genç kızı ürperten bir gülüşle:
- Pek rahat edeceğim, diye yanıtladı.
Vanina, belki cizvitlerin hafiyesi olan kasaba papazını ziyaret etmek zorundaydı, oraya gitti. Saat yedide akşam yemeği için döndüğünde, âşığının saklı bulunduğu küçük odayı boş buldu. Kendinden geçmiş bir durumda, evi baştan aşağı dolaşarak onu aradı; hiçbir yerde yoktu. Umutsuz bir halde, yine o küçük odaya geldi. Ancak o zaman gözüne bir pusula ilişti. Okudu:
“Kardinale teslim olmaya gidiyorum; davamızdan umudumu kestim; Tanrı bizimle birlikte değil. Bize kim ihanet etti? Her halde, kendini kuyuya atan alçak olacak. Madem ki, yaşamım zavallı İtalya için gereksizdir, arkadaşlarımın, yalnızca benim tutuklanmadığımı görerek, kendilerini ele verenin ben olduğumu sanmalarını istemem. Elveda. Eğer beni seviyorsanız, öcümü alınız. Bize ihanet eden alçak, babam da olsa, onu yok ediniz…”
Vanina, yarı baygın ve en korkunç bir yıkıma gömülmüş bir durumda oraya çöktü. Tek kelime söyleyemiyordu; gözleri kuruydu ve yanıyordu.
Sonunda diz üstü çöktü:
- Ey yüce Tanrım! diye haykırdı. Söz veriyorum, ihanet eden alçağı cezalandıracağım. Fakat, daha önce, Pietro’yu özgür bıraktırmak gerek.
Bir saat sonra, Roma’ya doğru yola çıktı. Babası, çoktan beri, ısrarla onu çağırıyordu. O yokken, prens Livio Savelli ile evliğini hazırlamıştı. Vanina gelir gelmez, babası, titreyerek ona bundan söz etti. Daha ilk sözcükte onun razı olduğunu hayretle gördü. Aynı akşam, Kontes Vitteleschi’nin evinde, don Livio’yu resmen kendisine tanıttı; Vanina, prensle uzun uzadıya konuştu. Prens, gençlerin en yakışıklısıydı ve en güzel atlara sahipti. Fakat, çok zeki olduğu bilinmekle birlikte, öyle hafifmeşrep yaradılışlı tanınmıştı ki hükümet kendisinden asla kuşkulanmıyordu. Vanina önce onun aklını almakla, kendisini kusursuz bir gizli görevli haline getireceğini düşündü. Prens, Roma valisi ve güvenlik bakanı monsenyör Savelli Catanzara’nın yeğeni olduğu için casusların onu izlemeye cesaret edemeyeceklerini düşünüyordu.
Vanina, sevimli don Livio’ya, birkaç gün çok iyi davrandıktan sonra, onun, kendisine asla koca olamıyacağını söyledi. Kendince, onu çok hafifmeşrep buluyordu.
- Çocuk kafalı olmasaydınız, dedi, amcanızın memurları sizden hiçbir şey gizlemezlerdi. Örneğin, son kez Forli’de ortaya çıkan Carbonarolar hakkında ne karar verilecek?
Don Livio, iki gün sonra gelip ona, Forli’de yakalanan bütün Carbonaroların kaçmış olduklarını haber verdi. Vanina, iri siyah gözleriyle ona baktı, dudaklarında en derin aşağılamayı anlatan acı bir gülümseme belirdi ve o akşam, onunla konuşmaya tenezzül etmedi. Daha ertesi gün, don Livio, birincisinde kendisini aldatmış olduklarını, kızararak açıkladı:
- Fakat, dedi, amcamın odasının bir anahtarını buldum. Orada bulduğum belgeden, en gözde kardinallerle başpapazlardan oluşan bir komisyonun gizli bir oturuma başladığını ve bu oturumda Carbonaroları, Ravenna’da mı yoksa Roma’da mı yargılamanın uygun olacağı sorununu görüştüklerini öğrendim. Forli’de yakalanan Carbonarolar ve teslim olmak sersemliğinde bulunan Missirilli adındaki başkanları, şu anda San Leo şatosunda tutuklu bulunuyorlar.
Bu sersemlik sözcüğünü duyunca, Vanina, prensi olanca gücüyle çimdikledi.
- Resmi belgeleri kendim görmek ve amcanızın odasına sizinle birlikte girmek isterim, dedi, siz yanlış okumuş olacaksınız.
Bu söz üzerine don Livio ürperdi; Vanina, kendisinden, neredeyse olanaksız bir şey istiyordu; fakat bu genç kızın garip zekası, aşkını artırıyordu. Birkaç gün sonra, Vanina, erkek kılığına girmiş olduğu ve sırtında, Casa Savelli üniforması bulunduğu halde, güvenlik bakanının en gizli belgeleri arasında yarım saat vakit geçirmeyi başarmıştı. Sanık Pietro Missirilli’ye ait gündelik raporu ele geçirdiği zaman, derin bir hoşnutluk hareketi yaptı. Bu kağıdı tutarken elleri titriyordu. O adı okurken bayılmasına ramak kaldı. Roma valisinin sarayından çıkarken, Vanina, don Livio’ya, kendisini öpmeye söz vermişti.
- Size uyguladığım sınavlarda başarılı oluyorsunuz, dedi.
Bu sözden sonra, genç prens Vanina’ya hoş görünmek için gerekirse, Vatikan’ı ateşe verirdi. O akşam Fransız elçisinin konağında balo vardı; Vanina çok dansetti ve hemen hemen yalnızca onunla dansetti. Don Livio, mutluluğundan sarhoş bir haldeydi. Onu düşünmekten alıkoymak gerekiyordu.
Bir gün Vanina, prense:
- Babamın bazen garip huyları vardır, dedi, bu sabah, adamlarından ikisini kovdu. Bana gelip ağladılar. Bir tanesi, Roma valisi amcanızın yanına girmek istiyordu. Öteki, Fransızların yanında topçu erliği yapmış; Sant’Angelo şatosunda çalışmak istiyor.
Genç prens, hemen:
- İkisini de yanıma alıyorum, dedi.
Vanina, gururlu bir tavırla sordu:
- Ben sizden bunu mu istiyorum? Size, o zavallı adamların ricalarını aynen tekrar ediyorum; istedikleri neyse, kendilerine o verilmelidir, başka şey değil.
Bundan güç bir şey olamazdı. Monsenyör Catanzara ciddi bir adamdı, evine kendisinin iyi tanıdığı insanlardan başka kimseyi kabul etmezdi. Vanina, görünüşte, zevkin her türlüsüyle dolu bir yaşam ortasında, vicdan azabıyla kıvranıyordu. Çok zavallıydı. Olayların yavaşlığı onu öldürüyordu. Babasının vekilharcı (konaklarda harcama işleriyle görevli olan), kendisine para sağlamıştı. Babasının evinden ayrılıp âşığının kaçışını gerçekleştirmek için Romagna’ya gitse acaba nasıl olurdu? Bu düşünce ne kadar saçma olursa olsun, Vanina bunu tam uygulayacaktı ki bir raslantı ona acıdı.
Don Livio, kendisine:
- Missirilli’nin ocağına bağlı on Carbonaro, Roma’ya getirilecek, hüküm giydikten sonra, Romagna’da idam edilecekler. Amcam, bu akşam papadan bu izni aldı. Roma’da, bu sırrı bilen, sizinle benden başka kimse yok. Hoşnut kaldınız mı? dedi.
Vanina:
- Adam olmaya başlıyorsunuz, diye yanıtladı; bana bir portrenizi armağan edin.
Missirilli’nin Roma’ya geleceği günden bir gün önce, Vanina sözde bir nedenle Città Castellano’ya gitti. Romagna’dan Roma’ya getirilen Carbonaroları bu kent hapishanesinde yatırıyorlardı. Sabahleyin, Missirilli’yi, hapishaneden çıkarırlarken gördü. Tek başına bir arabaya zincirle bağlanmıştı. Benzi sapsarı görünüyordu; fakat cesaretini asla kaybetmemiş gibiydi. Yaşlı bir kadın, ona bir demet menekşe attı. Missirilli gülerek teşekkür etti.
Vanina, âşığını görmüştü; bütün düşünceleri dirilir gibi oldu. Kendisine yeniden bir cesaret geldi.
Vanina, çok önceden, âşığının hapsedildiği Sant’Angelo şatosunun papazı olan rahip Cari’yi güzel bir dereceye yükseltmiş, günah çıkartmak için de, bu iyi kalpli papazı seçmişti. Roma’da, valinin yeğeni bir prensese, günah çıkartıcı papaz görevi görmek az şey değildir.
Forli Carbonarolarının davası uzun sürmedi. Aşırı parti, bunların Roma’ya gelmelerine engel olamadığı için bunun öcünü almak üzere, sanıkları yargılayacak olan komisyona üye olarak, en hırslı ruhani başkanları seçti. Bu komisyona güvenlik bakanı başkanlık etti.
Carbonarolar hakkındaki yasa açıktır. Forli Carbonaroları hiçbir umut besliyemezlerdi. Bununla birlikte, yaşamlarını savunmak için her türlü kaçamaklı yola başvurdular. Yargıçları, onları yalnızca ölüme mahkum etmekle kalmadı; birçoğu, ellerinin kesilmesi gibi korkunç işkencelerden yana göründüler. Ulaşabileceği kadar yükseğe ulaşmış güvenlik bakanının (bu yere yükseldikten sonra oradan ayrılanın çekilip gitmekten başka işi kalmaz) el kesilmesine hiç gereksinimi yoktu. Mahkeme kararını papaya götürdüğü zaman, bütün mahkumların cezasını birkaç yıl hapse çevirtti. Yalnızca Pietro Missirilli ayrı tutuldu. Bakan, bu delikanlıyı, aşırı uçta ve tehlikeli görüyordu; aslında, Pietro, yukarıda sözünü ettiğimiz iki carabinierenin öldürülmesinden dolayı ölüme mahkum edilmişti. Vanina, mahkemenin kararıyla cezaların hapse çevrilmesi durumunu, bakan, papanın katından ayrıldıktan pek az sonra haber aldı.
Ertesi gün, monsenyör Catanzara, gece yarısına doğru sarayına döndüğü zaman oda hizmetçisini göremedi; şaşıp kalan bakan, birkaç kez zili çaldı; sonunda sersem, yaşlı bir hizmetçi göründü. Sabrı tükenen bakan, kendi kendine soyunmaya karar verdi. Kapısını kilitledi; hava çok sıcaktı. Giysisini çıkardı, tortop, bir sandalyenin üstüne attı. Çok hızlı atılan bu giysi, sandalyenin üstünden aştı, penceredeki muslin perdeye çarptı ve orada, bir insan biçimini ortaya çıkardı. Bakan, yatağına seğirtti ve eline bir tabanca aldı. Pencerenin önüne geldiği zaman bakanın adamlarının giydiği kıyafeti taşıyan pek genç bir adam, elinde tabanca olduğu halde ona yaklaştı. Onu görünce bakan, tabancayı gözüne yaklaştırdı; ateş edecekti. Genç adam gülerek dedi ki:
- Nasıl! Monsenyör, Vanina Vanini’yi tanımadınız mı?
Bakan büyük bir öfkeyle:
- Bu çirkin şakanın anlamı ne? dedi.
Genç kız:
- Soğukkanlılıkla düşünelim, diye yanıtladı. Önce tabancanız dolu değil.
Bakan şaşırdı ve gerçekten de tabancanın dolu olmadığını gördü; bunun üzerine, yeleğinin cebinden bir kama çıkardı (1).
Vanina, sevimli bir üstünlük taslayarak bakana:
- Oturalım, monsenyör, dedi.
Ve rahat rahat bir kanepeye yerleşti. Bakan:
- Bari yalnız mısınız? diye sordu.
Vanina:
-Kesinlikle yalnızım, yemin ederim, diye yanıtladı.
Bakaın , bu sözün doğru olup olmadığını araştırdı. Odanın içini dolaştı, her yana baktı; sonra Vanina’dan üç adım ötede bir sandalyeye oturdu.
Vanina, tatlı ve sakin bir tavırla dedi ki:
- Yerine belki de, dik kafalı, hem kendisini hem başkalarını yok edecek yetenekte bir adam gelecek olan akıllı uslu bir insanın yaşamına kıymakla ne kazanırım?
Bakan can sıkıntısıyla sordu:
- Ne istiyorsunuz, matmazel? Bu sahne benim hiç hoşuma gitmiyor, hem artık sürmemelidir.
Vanina, birdenbire, nazik davranışını unutarak gururlu bir biçimde:
- Ekleyeceğim söz, dedi, benden çok sizi ilgilendirir. Carbonaro Missirilli’nin yaşamının kurtulması isteniyor, eğer idam edilirse, ondan sonra siz bir hafta yaşamayacaksınız. Bütün bunlarda benim hiçbir çıkarım yok. Şikayet ettiğiniz deliliği, önce eğlenmek için, sonra da bir arkadaşıma hizmet etmek amacıyla yaptım.
Vanina, sonra biraz önceki arkadaşça tavrı takınarak sürdürdü:
- Yakında amcam olacak ve görünüşe bakılırsa, ailesinin orununu çok yükseltecek olan zarif bir adama hizmetim dokunmasını istedim.
Bakan sakinleşti. Vanina’nın güzelliği bu çabuk değişiklik üzerinde kesinlikle etkili olmuştu. Monsenyör Catanzara’nın, güzel kadınlardan hoşlandığı, Roma’da bilinirdi. Vanina, gergin ipek çoraplardan, kırmızı bir ceketten, gümüş sırmalarla süslü, gök mavisi bir giysiden oluşan Casa Savelli uşaklarının kıyafetiyle ve elindeki tabancasıyla, pek güzeldi.
Bakan neredeyse gülerek:
-Gelecekteki yeğenim dedi, bu yaptığınız büyük bir deliliktir, hem de arkası gelecektir.
- Umarım , sizin gibi akıllı bir insan, bu sırrımı saklayacaktır; özellikle don Livio’ya karşı. Sizi inandırmak için de amcacığım, şunu söyleyeyim ki eğer arkadaşımın koruduğu adamın yaşamını bana bağışlarsanız, size bir öpücük veririm.
Vanina, Romalı kadınların, en büyük işleri başarırken aldıkları bu yarı şakacı tavırla konuşmayı sürdürerek elde tabancayla başlayan bu görüşmeye, genç prenses, Savelli’nin amcası Roma valisine yaptığı bir ziyaret havası vermişti.
Monseryör Catanzara, biraz sonra korkunun etkisiyle davrandığı sanısını , büyük bir kurumla geri çevirmekle birlikte, Missirilli’nin yaşamını kurtarmak konusunda karşılaşacağı bütün güçlükleri yeğenine anlatmaya çalışıyordu. Bakan bir yandan Vanina’yla tartışıyor, bir yandan da, odada dolaşıyordu; şöminenin üstünde duran bir limonata sürahisini aldı, bir kristal bardağa limonata doldurdu. Bardağı dudaklarına götüreceği sırada Vanina onu elinden kaptı ve bir süre elinde tuttuktan sonra, dikkatsizlikle yapmış gibi, bahçeye düşürdü. Biraz sonra, bakan, bir şeker kutusundan, bir çikolata aldı. Vanina, onu da elinden aldı, gülerek dedi ki:
- Dikkat edin, odanızda her şey zehirlidir; çünkü sizi öldürmek istiyorlardı. Savelli ailesine, ellerim bomboş girmemek için, gelecekteki amcamın bağışlanmasını ben sağladım.
Pek şaşıran monsenyör Catanzara yeğenine teşekkür etti ve Missirilli’nin yaşamı hakkında büyük umut verdi.
Vanina:
- Anlaştık, diye haykırdı; kanıtı da , işte bu ödül!
Böyle diyerek onu öptü. Bakan ödülü aldı.
- Şunu bilmelisiniz ki sevgili Vanina, diye ekledi, ben kandan hoşlanmam. Aslında, size pek yaşlı görünmeme karşın, daha gencim ve bugün dökülen kanın, leke bırakabileceği bir zamana kadar yaşayabilirim.
Monseryör Caranzara, Vanina’yla, bahçesinin küçük kapısına kadar birlikte gittiği zaman saat ikiyi çalıyordu.
Daha ertesi günü, bakan, yapacağı girişimden dolayı oldukça kararsız bir halde papanın huzuruna çıktığı zaman, papa kendisine:
- Her şeyden önce, sizden bir ricam var, dedi. Şu Forli Carbonarolarından bir tanesi var ki, idama mahkum olarak kaldı; düşündükçe uykum kaçıyor. Bu adamı kurtarmak lazım.
Bakan, papanın kendi tarafını tuttuğunu görünce, epeyce karşı çıktı, sonunda , bir yazılı buyruk hazırladı ve papa, usul olmadığı halde imzaladı.
Vanina, aşığının bağışlanmasını belki sağlayabileceğini; fakat onu, zehirlemeye kalkışacaklarını düşünmüştü. Bir gün önce, Missirilli’ye, günahını çıkartan rahip Cari, birkaç paket gemici peksimeti vermiş, devlet tarafından verilen yemeklere el sürmemesi için onu uyarmıştı.
Vanina, sonradan, Forli Carbonarolarının, San Leo şatosuna götürüleceklerini öğrenince, Missirilli’yi, Città Castellano’dan geçtiği sırada görmek istedi; tutuklulardan yirmi dört saat önce o kente vardı; kendisinden birkaç gün önce gelmiş olan rahip Cari’yi orada buldu. Rahip, Missirilli’nin gece yarısı, hapishane kilisesinde, ayin dinlemesi için, zindancıdan izin almıştı. Daha da ileri gittiler. Eğer Missirilli, kollarıyla bacaklarının bir zincirle bağlanmasına razı olursa, zindancı, kilisenin kapısına doğru gerileyecek, yalnızca sorumlu olduğu tutukluyu uzaktan görebilecek biçimde duracak, fakat ne söylediğini işitmeyecekti.
Vanina’nın sonunu belirleyecek olan gün sonunda geldi. Vanina, daha sabahtan hapishane kilisesine kapandı. O uzun gün boyunca, kafasını ne düşünceler altüst etmemişti! Missirilli, kendisini bağışlayacak kadar seviyor muydu acaba? Ocağının toplantısını ihbar etmiş, fakat onun yaşamını kurtarmıştı. Burkulan ruhunda, sağduyu galip gelince, Vanina, onun, kendisiyle birlikte İtalya’dan ayrılmayı kabul edeceğini umuyordu. Vanina, günah işlediyse, bunu aşkının gücünden dolayı yapmıştı. Saat dördü çaldığı sırada, uzakta carabiniere atlarının kaldırımlara çarapan nal seslerini duydu. Bu nal seslerinden her biri, kalbinde yankılar yapıyor gibiydi. Biraz sonra, tutukluları taşıyan arabaların gürültüsünü işitti. Arabalar, hapishanenin önündeki küçük alanda durdu; Vanina, iki carabinierenin, Missirili’yi kaldırdıklarını gördü. O ayrı bir arabada yalnızdı ve zincirlerle öyle bağlanmıştı ki, kımıldayamıyordu. Gözleri yaşla dolarak “Hiç olmazsa yaşıyor, diye düşündü, henüz zehirlememişler!”
Acı ve ürkütücü bir geceydi; çok yükseğe yerleştirilmiş olan ve zindancının yağını esirgediği mihrap kandili, karanlık kiliseyi tek başına aydınlatıyordu. Vanina’nın gözleri, bitişik hapishanede ölen, Ortaçağın bazı büyük senyörlerine ait mezarlar üzerinde dolaşıyordu. Bunların heykelleri yırtıcı bir görünüm oluşturuyordu.
Çoktan beri, bütün gürültüler kesilmişti. Vanina, kara düşüncelerine dalmıştı. Saat on ikiyi çaldıktan biraz sonra, bir yarasanın uçuşu gibi hafif bir gürültü işittiğini sandı. Yürümek istedi, baygın bir halde mihrabın parmaklığına düştü. Aynı saniyede, geldiklerini işitmediği iki gölge, ta yanıbaşında belirdi. Bunlardan biri zindancı, öteki, kundağa sarılırcasına zincirlere vurulmuş olan Missirilli’ydi.
Zindancı bir fenerin kapağını açtı ve feneri, mihrabın parmaklığına, Vanina’nın yanına, tutuklusunu iyice görebilecek biçimde koydu. Sonra, geriye, kapının yanına çekildi. Zindancı uzaklaşır uzaklaşmaz Vanina, Missirilli’nin boynuna sarıldı. Onu kollarının arasında sıkarken, yalnızca, soğuk ve sivri zincirlerin temasını duyuyordu. Bu zincirlere onu kim bağladı? diye düşündü. Aşığını kucaklamaktan hiçbir zevk duymadı. Bu acıyı, daha güçlü bir acı izledi. Missirilli onu o kadar soğuk karşılamıştı ki bir an âşığının, suçunu anladığı sanısına kapıldı.
Sonunda Missirilli:
- Sevgilim, dedi, bana karşı beslediğiniz aşka acıyorum. Onu size esinleyen üstün niteliği boşuna arıyorum, bulamıyorum. Bana inanın, dinsel inançlara dönelim ve bir zamanlar doğru yolu yitirmemize neden olan düşleri unutalım. Ben sizin olamam. Girişimlerimi kovalayan sürekli felaket, belki, benim sürekli yaşadığım büyük günahtan ileri gelmiştir. Yalnızca, insan eliyle alınan önlemler ve sakınmanın gereğini bile düşünsek; o uğursuz Forli gecesi, ben de arkadaşlarımla birlikte niçin tutuklanmadım? Tehlike anında niçin görev başında değildim? Yokluğum niçin en acımasız kuşkulara yer verdi? Çünkü, İtalya’nın özgürlüğünden başka bir sevdaya kapılmıştım.
Vanina, Missirilli’deki değişikliğin kendisinde uyandırdığı şaşkınlıktan kurtulamıyordu. Aşıktı, hissedilir derecede zayıflamış olmamakla birlikte, otuz yaşlarında görünüyordu. Vanina, bu değişikliği, onun, hapishanede uğradığı kötü davranışlara bağladı, ağlamaya başladı:
- Ah! dedi, zindancılar, sana iyi davranacaklarına ne çok söz vermişlerdi.
Oysaki, ölüm yaklaştıkça, İtalya’nın özgürlüğü uğrunda duyduğu tutkuyla uzlaşabilen bütün dinsel inançlar, genç Carbonaronun yüreğinde yeniden canlanmıştı. Vanina, âşığında gördüğü şaşılacak değişikliğin, bedeninin karşılaştığı kötü uygulamalardan kaynaklanmadığını ve yalnızca manevi bir şey olduğunu, yavaş yavaş anladı. Son dereceye vardığını sandığı acısı bundan dolayı daha da arttı.
Missirilli susuyordu. Vanina, hıçkırıklardan boğulacak gibiydi. Delikanlı, kendisinin de bir parça üzüldüğünü gösteren bir tavırla:
Yeryüzünde bir şey sevecek olsaydım, bu siz olurdunuz Vanina, dedi. Fakat Tanrıya şükür, hayatta bir tek amacım var. Ya hapishanede ya da İtalya’yı özgürlüğe kavuşturmaya çalışırken öleceğim.
Yine bir sessizlik oldu, Vanina, elbette, konuşmuyordu. Konuşmak için boş yere uğraşıyordu. Missirilli ekledi:
- Görev acımasızdır, sevgilim; fakat, onun yerine getirilmesinde bir parça sıkıntı olmasaydı, kahramanlık nerede kalırdı? Beni bir daha görme girişiminde bulunmayacağınıza söz verin.
Çok sıkı bağlanmış zincirinin izin verdiği ölçüde, bileğiyle ufak bir hareket yaparak parmaklarını Vanina’ya uzattı:
- Sevmiş olduğunuz erkeğin size bir öğüt vermesine izin verirseniz, dedi, babanızın size seçtiği üstün nitelikli erkeğe, akıllı uslu varın. Ona, can sıkıcı hiçbir sır vermeyin. Fakat, diğer yandan, beni de asla görmeye kalkışmayın. Bundan böyle, birbirimize yabancı olalım. Yurt hizmetine, çok büyük bir para harcadınız; eğer ülkemiz zalimlerin elinden kurtulursa, o para, size millet malı olarak aynen geri verilecektir.
Vanina sersemlemişti, Pietro kendisiyle konuşurken, gözü yalnızca, yurt adını andığı zaman pırıldamıştı.
Sonunda gurur, genç prensesin yardımına yetişti. Yanına, elmaslar ve küçük törpüler almıştı. Missirilli’yi yanıtlamadan bunları kendisine uzattı. Delikanlı:
- Görev olarak kabul ediyorum, dedi. Çünkü, kaçma çarelerini aramam gerek. Fakat, yeni iyilikleriniz karşısında and içiyorum, sizi bir daha asla görmeyeceğim. Elveda, Vanina. Bana kesinlikle mektup yazmayacağınız, beni görmeye asla kalkışmayacağınız için söz verin; beni, yurda bırakın, ben sizin için artık ölmüşüm. Elveda!
Vanina büyük öfkeyle:
- Hayır, dedi, sana olan aşkımdan dolayı yaptığım işi bilmeni istiyorum.
O zaman, Vanina, Missirilli’nin, San Nicola şatosundan ayrılıp Kardinale teslim olmaya gittiği andan başlayarak yaptığı bütün girişimleri ona anlattı. Anlattıkları bitince:
- Bütün bunlar bir şey değil, dedi, senin aşkınla, daha fazla bir şey yaptım.
Sonra, ihanetini anlattı:
Pietro, öfke içinde, onun üstüne atıldı:
- Ah! canavar! diye haykırdı.
Zincirleriyle vurarak onu öldürmeye çalışıyordu. İlk çığlığı işitip yetişen zindancı olmasaydı, bu amacına da erecekti. Zindancı Missirilli’yi yakaladı.
O, zincirlerinin izin verdiği kadar uzanarak, törpüleri ve elmasları, Vanina’ya fırlattı:
- Al, canavar, sana hiçbir şey borçlu olmak istemem dedi ve hızla uzaklaştı.
Vanina, bitkin bir halde kaldı. Roma’ya geri döndü. Prens don Livio Savelli ile evlendiğini gazeteler yazıyor.

  • Share/Bookmark

Google Memeo

Mayıs 14, 2010 by Genelce/  
Filed under Genel Kültür, Kültür

Google ‘ın Memeo ‘su bitti ve hazır: Peki iyi güzelde. Fakat nedir bu Memeo, ne işe yarar, kimler kullanabilir?

  • Share/Bookmark

Dünyanın En Uzun Köprüsü

Mayıs 14, 2010 by Genelce/  
Filed under Genel Kültür, Kültür

Sidney’i ve Avusturalya’yı simgeleyen en önemli yapılardan biridir. Resmi olarak 19 Mart 1932 tarihinde açılmıştır ve o tarihten bu yana çeşitli onarımlarla yenilenmiştir. Köprü 503 m açıklığı ile çelik kemer sisteminin en büyük açıklıklı köprüleri arasındadır. Köprü aynı zamanda enine kesitte en geniş köprü olma ünvanına sahiptir.

  • Share/Bookmark

8 MAYIS 1945 / Engin ERKİNER

Mayıs 9, 2010 by Genelce/  
Filed under Bilim, Engin Erkiner, Tarih, Yazar

65 yıl önce, 8 Mayıs 1945’te, Berlin’de Hitler ve Göbbels’in intiharından sonra yeniden oluşturulan nazi yönetimiyle Kızıl Ordu adına Mareşal Juvkov’un arasında imzalanan anlaşmayla Almanya kayıtsız şartsız teslim oldu.

  • Share/Bookmark

Anton Semyonoviç MAKARENKO

Mayıs 8, 2010 by Genelce/  
Filed under Bilim, Biyografi, Edebiyat, Felsefe, Psikoloji

Anton S. Makarenko 1888 Ukrayna doğumludur. Ukrayna’nın Harkov yakınlarındaki Belapolie köyünde dünyaya gelen Makarenko’ nun babası badanacıdır (kitapta daha ileriki bir bölümde yapı ressamı diye bahsedilmektedir) . (Makarenko, 1993, s.3)   

  • Share/Bookmark

Sonraki Sayfa »