Suçlu Halktan Sevilen Halka/Engin Erkiner
BBC’nin değişik ülkelerde 30 bin kişi hakkında yaptığı soruşturmaya göre, Avrupa’da en sevilen halk Almanlar… Almanları en çok sevenler de I. ve II. Dünya Savaşı’nda savaştıkları Fransızlar ve İngilizler…
17 NİSAN KÖY ENSTİTÜLERİ ÜZERİNE – Ali İhsan SAĞMEN
Nisan 18, 2010 by Genelce/
Filed under A.İhsan Sagmen, Araştırma, Edebiyat, Yazar
Kuruluş tarihi baz alınarak, köy enstitülerinin anılması yapılmakta ve onun yararları Türkiye halkına hangi katkıları sağladığı, insanların, isterse yoktan nasıl var edebileceği, eğitimsizliği, yoksulluğu, imkansız olanaklarla, ne şekilde bir programla düzeltilerek, sosyal yaşamın üzerinde büyük etkiler yarattığı, “eğitim üretim içindir” ilkesinin, “iş için, iş içinde” nasıl geliştirildiği, zeki köylü gençlerin ki, köy okullarından mezunları alınarak aktif ve pratikçi bir dinamik eğitim ordusu yetiştirilmiş,sistem kurulmuştu.
İstihbarat örgütleri ve rejim
Devletlerin kuruluş şemalarında gizli servislerin veya casusluk örgütlerinin bulunduğu yer ve onlara yüklenen görevler, demokrasileri en temelinden etkileyen faktörler arasında yer almaktadır. İstihbarat servisinin yapısına ve devlet içindeki yerine yönelik tercih, ülkenin rejiminin göstergesidir. Haberalma faaliyeti ne için, kime karşı ve nasıl gerçekleştirilecektir?
Teşkilat-ı Mahsusa 1914
Osmanlı, Avrupa’da gelişen gizli servis ağının ve bunun savaşlar ile ticaretteki etkisinin farkında dahi olmadan yaşamış, bütün bunların dışında kalmıştır. Bunun doğal bir sonucu olarak ülkesini casusların açık pazarı haline dönüştürmüştür.
Kusursuz, çırılçıplak bir şafaktı / Hasret Birsel
“Bir çocuğun karanlıktan korkmasını kolaylıkla hoş görebiliriz, yaşamdaki asıl trajedi, yetişkinlerin aydınlıktan korkmasıdır.” demiş, Platon.
Yeni Kürt edebiyatı’nın atardamarı: Öykü
Yüz yıldır yaşadığı varoluş sancılarını hâlâ dindirememiş bir edebiyatın seferberlik çanlarını öykünün çalması, köktenci ve geleceğe büyük katkılar bırakacak kararlardandır.
Yeni yayınlar, Necmiye ALPAY
Uluslararası Belgelerde Azınlık Hakları, der. ve çev. Zeri İnanç, Ütopya Yay., 2004, 235 sayfa.
Zeri İnanç, insan hakları ve azınlık hakları konusunda günümüzde dolaşımda olan veri ve ilkelerle yakından ilgilenmiş, birikimli bir insan hakları savunucusu. Bu alanda Londra, Finlandiya ve Ankara Üniversitesi’nde çeşitli stajlar görmüş. Türkçeye daha önce David McDowall’ın “Kürtler” adlı çalışmasını çevirmişti (Avesta Yay., 2000, 136 sayfa): Çeşitli ülkelerdeki Kürtler üzerine derli toplu bilgiler ve değerlendirmeler sunan bir başvuru kaynağı.
“Uluslararası Belgelerde Azınlık Hakları”nı ise İnanç’ın kendisi derlemiş ve çevirmiş.
Kitapta Hollanda Devlet Bakanı ve eski dışişleri bakanı Max van der Stoel’in önsözü var. Bu konuda bir ayraç açmalıyım:
Bir insan hakları çalışmasını bir Devlet Bakanı’nın önsözüyle sunmak az çok çelişkili bir davranış gibi görünüyor bana. İnsan hakları, devlet dediğimiz o azmanlaşmış, korkutucu yetki ve olanaklarla donatılmış örgütlerin elinden çıkan kazalar karşısında tek tek yurttaşları korumak amacıyla icat edilmiş hakların adıysa, ne kadar demokrat olurlarsa olsunlar devlet mensuplarını bu işin dışında tutmakta hayır var bana kalırsa. Devletlerin demokrat mensuplarına yapacak iş mi yok?
Ayracı kapatıp, kendi alanında pek fazla örneği olmayan bir kaynakla karşı karşıya olduğumuzu belirteyim. “Radyo ve Televizyon Yayınlarında Azınlık Dillerinin Kullanımına İlişkin Kılavuz ve Açıklayıcı Not” başlıklı bölüm başta olmak üzere, önümüzdeki dönemde toplumumuzu ilgilendirebilecek bilgi ve belgeler içeren bir çalışma.
Kitapta, genel tanıtıcı çerçeve ve sunumlar ihmal edilmeksizin, üç bölüm hâlinde, Birleşmiş Milletler’in, Avrupa Konseyi’nin ve AGİT’in (Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı) ilgili belgeleri derlenip çevrilmiş, dipnotlarla ayrıntılandırılıp değerlendirilmiş.
*
“Bîr” araştırma-inceleme dergisi, Bîr Yay., 2005.
Zeri İnanç’ın adına bir yayında daha rastlıyorum: Kürtçe-Türkçe olarak yayımlanan “Bîr” dergisinin üçüncü sayısında. Derginin adı, “taraf, taife, grup” gibi anlamlar taşıyor. Kürtçe yazılar ağırlıkta. İlk sayısını göremediğim derginin 2. sayısında, Türkçe olarak, Prof. Îzzeddîn Mustafa Resûl’un “Kerkük’te Kültürel Hareketin Gelişmesi” başlıklı şiir ağırlıklı bir incelemesi, Mustafa Salih Kerîm’in “Kerkük’te Edebî ve Kültürel Hayat” başlıklı bir incelemesi ve Nezir Cıbo’nun “Hevêrkan Aşiret Konfederasyonu” başlıklı tarih araştırması yer alıyor.
3. sayının başlangıç yazıları anadili konusuyla ilgili ve Türkçe. Bunlardan ilki, Dr. Tove Skutnabb-Kangas’ın, 20-25 Mart 2005 tarihinde Diyarbakır’da yapılan “Kültürel Çeşitlilik, Dilsel Çeşitlilik” başlıklı PEN yazarlar semineri için hazırladığı bildirinin Zeri İnanç tarafından yapılmış çevirisi. Büyük boy bir dergi olan Bîr’in 20 sayfasını dolduran bu çalışmayı seminerden de hatırlıyorum.
Bildirinin tam adı şöyle: “Tehlike Altındaki Dilsel ve Kültürel Çeşitlilik ve Tehlike Altındaki Biyoçeşitlilik: Çeşitliliğin Korunmasında Dilsel İnsan Hakları Eğitiminin Rolü.”
Yazı, dünyadaki dil ölümleri konusunda ayrıntılı bilgiler ve kaynaklar sağlıyor. Temel önemde kavramlar olmakla birlikte tüm dünyada yeterli ölçüde araştırma konusu olmaktan uzak kalan “eksiltici öğretim/ artırıcı öğretim” gibi kavramlara yer veriyor.
Derginin bu (3.) sayısındaki ikinci yazı da aynı yazara (Dr. Tove Skutnabb-Kangas’a) ait ve “Eğitimde Dilsel İnsan Hakları ve Türkiye: Uluslar arası Bazı Karşılaştırmalar” başlığını taşıyor. Bu kez Zeri İnanç’a ait olmayan çeviri biraz sabır gerektiriyorsa da, yazının kendisi eğitim ve dil alanındaki haklar açısından Türkiye’deki ve dünyadaki durumu gözden geçirmek için iyi bir malzeme.
Bölümdeki üçüncü yazı Eyyup Eser Karayel’in “Ana Dil” başlıklı yazısı: Prof. Dr. Doğan Aksan’dan Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu’na çeşitli bilimcilerin “anadil”le ilgili değinilerinden ve elde ettikleri araştırma sonuçlarından yararlanan bir ufuk turu. Anadili kavramı konusunda eşsiz bir örneğini verdiğimiz toplumsal ironinin resmi de denebilir.
*
İngilizce ve Fransızca olarak yayımlanan çevrimiçi dilbilim dergisi “Marges Linguistiques”in Kasım 2005- Ocak 2006 tarihli 10. sayısı çıktı. Bu sayının konusu: Bölgesel diller.
Kahramanlar Unutulmazlar, Yüksel MUTLU
Deniz Gezmiş ,Yusuf Aslan , Hüseyin İnan ..THKO militanları .. yaptıkları tek şey özgür bir gelecek, insanca bir yaşam için mücadele etmek…
6 Mayıs 1972 tam 37 yıl oldu O’nlar aramızdan ayrılalı..yani .idam edileli…
Deniz Gezmiş idam edilmeden son söz olarak şöyle diyecekti. ” Yaşasın tam bağımsız Türkiye yaşasın Marksizm- Leninizm yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği. Yaşasın İşçiler, köylüler kahrolsun Emperyalizm.”
Türkiye’de vicdan sahibi her insan Onların idam edilmesinin ne kadar haksız, hukuksuz olduğunu bilir onlar halkların vicdanında her zaman en doğru yerdeler..
TBMM ‘inde 1972’de idam kararı görüşülürken 276 milletvekili “Evet”, 48 milletvekili de “Hayır” demişti.
‘Evet’ diyenlerin bir kısmı işte bunlar;
Süleyman Demirel, İsmet Sezgin, Nahit Menteşe, Necmettin Cevheri, Ali İhsan Göğüş, Kemal Satır, Alpaslan Türkeş, Barlas Küntay, Mesut Erez, Esat Kıratlıoğlu, Nuri Bayar, Orhan Öztrak, Saadettin Bilgiç, Seyfi Öztürk, Turhan Feyzioğlu ve diğerleri…
Hayır diyenlerse Dersim milletvekili Hüseyin Yenipınar, Mehmet Ali Aybar ile, İsmet İnönü, Bülent Ecevit, Muammer Erten, Necdet Uğur gibi isimlerin aralarında bulunduğu Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleriydi.
İdama evet diyen Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel “şartlar öyle icap ediyordu” demiştir..
O dönemin sıkıyönetimin savcısı Baki Tuğ’da asla pişman olamadığını söylüyor..ve vicdan azabı duymadığını..bu kararı verirken de vicdanının sesini dinlemiş.. “Biz bu çocukları asmasaydık da ne yapsaydık” diyor artık gerisini siz düşünün..darbecilerin cümleleri de ne kadar birbirine benziyor..aynı Kenan Evren gibi konuşuyor.
Deniz’ler düşüncelerinden dolayı idam edildiler,işledikleri suç yoktu ,boş yere, insafsızca,zalimce gençlerin yaşamlarına kıymak.. düşünün ki 2002 ye kadar idam cezası vardı yasalarda sonra AB uyum yasaları çerçevesinde kaldırıldı .Sonuçta bir ödev verildiği için idam cezası kaldırıldı…
Evet 37 yıl oldu ama onlar unutulmadı ve her yıl çığ gibi büyüyen bir destek var Deniz,Yusuf, Hüseyinlere..halk onları her zaman yüreklerinde en güzel yere koydu, gencecik yaşlarında idam edilmelerinin vicdan yarasını taşıdılar şimdi o kuşağın çocukları ve torunları her 6 Mayıs’ta anmalara katılarak devletin bu suçsuz üç genç insanın yaşamını sonlandırmasını lanetlemekte….gençliğin onları sahiplenmesi çok önemli bu hepimizi umutlandırıyor…çünkü onlar Türkiye halklarının mutlu geleceği için yaşamlarını feda ettiler, Kürt ve Türk halklarının kardeşliğini istediler sadece bağımsızlıktı istedikler..bu değer uğruna ölmeyi göze alan cesur insanlardı…
37 yıl oldu ve onların düşünsel olarak ne kadar haklı ve meşru olduklarını görüyoruz..
68 kuşağının bu unutulmayacak isimlerinden olan üç fidanın hayatımızda ayrı bir yeri var …
Türkiye yakın tarihimizin bu trajik olaylarıyla yüzleşmeli.. Yakın tarihimizin ne haksız sözlerle izah edilemeyecek olan idamlar konusunda o sıralarda mecliste olup ta idama evet diyenler bir kez daha vicdanlarını sorgulamalı…dönemin siyasetçileri Türkiye halklarından özür dilemeli…
Sonrada 80li ve 90’lı yıllarda bu topraklarda yaşadığımız gerçekler var önümüzde 90’lı yıllarda Kürtlere karşı işlenen insanlık suçları var ,kuyulara atılan insanlar, muhalif oldukları için işkencelerle öldürülenler, yol kenarlarına cesetleri atılan insanlar sadece Kürt muhalifler oldukları için daha neler yapıldığını hatırlayalım..90 lı yılların zülmu unutulacak gibi mi.?.
Yüzleşmeliyiz, insanlık yara almıştır,vicdanlar yaralanmıştır devlet özür dilemeli çektirilen acılar ,yaşanan travmalar kolay şeyler değil Süleyman Demirel’in şimdi kalkıp o dönem bunu gerektiriyordu,”böyle icap ediyordu” demesi değil özür dilemeli halkından, ailesinden, hepimizden geçmişimizle yüzleşemezsek mutlu bir gelecek ,demokratik bir zemin oluşturmak imkansızdır..
Üç fidan hunharca yaşamlarına son verildi nasıl ki 90’lı yıllarda insanları öldürüp kuyulara attınız ,yaşamlarına son verdiniz gelecek kuşaklar hakları, kimlikleri, varlıkları konusunda kararlılar..Denizlerden devraldıkları mirası devam ettirecekler..Onlar daha demokratik, mutlu, halkların kardeş olduğu, barışçıl, Emperyalizmin hegemonyasından kurtulmuş bir Türkiye istediler.aynı özlemle ,onlardan aldıkları mücadele azmi ile devam ediyorlar…
Avrupa’ya Tabelalarla Göç
Mart 3, 2009 by Genelce/
Filed under Araştırma, Edebiyat, Timur Ekingen, Yazar

Avrupaya Tabela Ggöçü
Türkiye dükkan tabelalarına İngilizce isimler yazılmasının Türk dilini bozduğunu tartışırken Türkiyeli gurbetçiler Avrupa kentlerindeki işletmelerine Türkçe isimler koyuyor. Read more
Türkiye’li Göçmenlerin Sayısı Yarım Milyonu Aşıyor
Mart 3, 2009 by Genelce/
Filed under Araştırma, Edebiyat, Timur Ekingen, Yazar

Fransa'daki Türk'ler
Türklerin Fransa’ya ilgisi Osmanlı İmparatorluğu döneminde başlasada yerleşmeleri diğer Avrupa ülkelerine göre daha geç başlıyor. Tarih kitapları 1.Dünya Savaşı sırasında Fransa’da yaşayan ve ajanlık yapabilecekleri gerekçesi ile yıllarca toplama kamplarında tutulan Osmanlı vatandaşlarından bahsediyor. Read more
Paris’in İlk Türk Kitapçısı
Paris’in en çok bilinen Türk kitapçısının sahibi olan Rüstem Gücüyener, ilk kez 1976’da geldiği Paris’te 26 yıldır kitapevi işletiyor. Eski basım eserlerden yeni çıkanlara binlerce kitabı Türk okurlara sunan Gücüyener, Paris’teki Türk göçünü en yakından gözlemleyen insanlardan birisi. Read more










































