Al giderken ayrılıklarını da.
Ayrılığı kokladım uzun uzun bu sabah. Gökyüzüne bıraktım renk rek balonlarımı. Sevinçlerimi saldım gördün mü.tutsaktılar bedenimde. Özgür olmak istediler. Ayrılıklar varken koynumda, Özgür kılamamıştım sevinçlerimi. Süzüldüler usul usul ve arkalarından el salladım gördün mü.
Uykudaydı İstanbul, İzmit..
uykudaydı istanbul, izmit, adapazarı, bolu, yalova
uykudaydı eskişehir, ankara, gölcük, değirmendere, düzce, bursa
onyedisinde ağustosun, sonra onikisinde kasımın
dipten bir uğultu koptu, bir çığlık yükseldi topraktan
saniyelere sığdı onbinlercesi ölümün
sonra çığlıklar ağıtlara, ağıtlar çığlıklara karıştı
ben buradayım, sesimi duyan var mı?
Uçan sandalye / MELEK
Biliyorum biliyorum bir düş tü. Eminim ben bundan. Hani sen en güzel yaşlarındaydın ya o zamanlar. Sen bir düş tün. Hani çıkmıştan bir binanın en üst katına. Düş tün.
Beklememeyi bilmek gerek.
En iyi bildiğim şey. Onca sabırsızlığım içinde. Sabırla beklememeyi öğrenmek.
Er ve kek / Melek
Uzun uzun düşünüp hala bir yanıt bulamoıyordum. Er kek … nasıl bir cisme bürünmüştü ki. Asla erkek olamıyordu bazı hallerde.
Yıldırım mı düştü umutlarımıza….
Bu odayı sevdiğim zamanlarım çok uzak sanki. İçinde şarkılar söylenen, sana uzanan ninniler öyle uzak ki. Usulca kapının kolunu çevirdiğim, dikkatin dağılmasın diye gizlice dilimlenmiş elmaları o küçük masana bırakıverdiğim zamanlar çok uzak.
Ülkemiz ateş ve kan gölü olmadan.
Haziran 27, 2010 by Genelce/
Filed under Deneme, Edebiyat, Mustafa Elveren, Yazar
Gomanweb’in şair yazarlarından Dersimli hemşehrim sevgili Yusuf Yağan’ın; “Yıkalım biz nefretle kinin saltanatını,/ Memleket ateş ve kan gölü olmadan,/ Şahlandıralım güzellikle sevgi atını,/ Ülkemiz ateş ve kan gölü olmadan./ Ülkemiz ölüm değil, barış yeridir,/ Amansız bir rüzgar esti samyelidir,/ Durdurun bu zulmü nefretin selidir,/ Evladı için analar saçını yolmadan./.. bu dizeleri barış ve dostluk açısından çok anlamlı bulduğum kadar samimi bir barışseverin de duyguları olduğuna inanıyorum.
Ülkemizde kirli bir savaş yaşanmaktadır. Dolayısıyla ülkemizin bir çok yerleşim yerlerinde kan, barut ve ateş yayılmaktadır. Bu “kirli savaş”ın hiç bir zaman galibi de mağlubu da olmayacaktır. Çünkü, on yıllardır yaşadığımız bunca acı deneylerden net olarak anlamak mümkündür. Öyle ise, neden bu kan gölü ve ateş alevi?
Her ne kadar “ateş düştüğü yeri yakar” denilse de, bu ateş bir gün yayılır ve her tarafı da yakabilir. Önemli olan ateşi düşürmemektir. Hele bu ateş ormanın içindeki kurumuş yaprakların ya da harmanda bir saman yığını ortasına düşmüş ise, söndürmek hiç mümkün olmuyor. Ne yazık ki, ülkemiz böylesi tehlikeli bir durumla karşı karşıyadır.
Halbuki, “Bağımsız bir Kürdistan”ı altın tepside Kürtlere sunsalar dahi bunu kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyorlar. Çünkü, Türkiye Kürtleri İzmir’in üzümünü, Mersin’in narenciyesini, Antalya’nın turizm güzelliklerini, Karadeniz’in fındığını ve çayını, yani Türkiye’deki tüm zenginliklerini bırakıp, sadece dağlara haps olacak kadar akılsız değildirler. Üç-beş bin kişi belki ütopya olarak düşünebilir. Ben de “Bağımsız, birleşik, sosyalist bir Kürdistan’ı düşünebilirim. Bırakın insanlar düşünsünler. Zaten başımıza ne geldiyse, hep bu yasaklar yüzünden geldi.
Hal böyle iken, bir zamanlar “bu sabah ülkeye komünizm gelecek” diyen dönemin egemen yalancı zihniyeti kılıf değiştirerek, bu defa “bölünme” yalanı ile ne yazık ki bizi kandırmaya hala devam ediyorlar. Şimdi bunu en çok AKParti Hükümet’i yapıyor.
AKParti Hükümeti başta Kürtler ve Aleviler olmak üzere tüm Türkiye kamuoyunu aldatmıştır. Önce “Kürt Açılımı”, arakasından “Demokratik açılımı”, şimdilik ise “Birlik ve beraberlik Projesi” olarak adlandırılan ve önümüzdeki süreçte belki başka benzer sözlerle yeniden isimlendirebilecekleri sahte “AÇILIMLAR”la bizi aldatmaya devam edeceklerdir. Aslında buna bir nevi “nitelikli dolandırıcılık” de diyebiliriz.
Daha önceki yazılarımda da defalarca belirttim. Mevcut sermayenin paylaşımından dolayı iktidar gücünü elinde bulunduranların daha fazla pay kapma kavgasıdır. Yoksa hepsi de Osmanlı bankası gibidirler, yok birbirlerinden farkı. Yani siyah cüppeliler ile yeşil cüppelilerin çıkar çatışmasıdır. Cami ile kışla arasındaki iktidar gücünün paylaşımındaki çelişkilerdir. Daha açık bir ifadeyle takunyacılar ile postalcıların “danışıklı dövüş”lü güç gösterisidir.
Siyasi iktidarlar çözüm üretmek zorundadırlar. Eğer çözüm üretemiyorlarsa, ağzından hiç düşürmedikleri o “taşeron”lar devreye gireceklerdir. Hal böyle olunca, yine sürekli dillendirdikleri “bölünme” de maalesef gerçekleşir. Çünkü, siyaset boşluk kabul etmez.
Bu “kirli savaş”ta çocuklarını kaybeden asker aileleri ile PKK’li gençlerin aileleri acılarını içine gömerek; “Sen niye öldün evladım? Sen neyin bedelisin?” sorusunu haykırıp, henüz “Ülkemiz ateş ve kan gölü olmadan…” el ele tutuşarak bu ateş daha fazla büyümeden birlikte engel olmalıdırlar. Aksi halde bu ateş Buseleri ve Şerife Teyzeleri yaktığı gibi hepimizi yakabilir ve bölünmekten de kurtulamayabiliriz.
26.06.2010
Mustafa Elveren
En uzun yolculuğumsun…
Biz hiç seninle uzun yolculuklara çıktık mı. Kendi içimize olan uzun otobüs yolculuklarına. Yolun, bence sonu olduğunu sandığım anlarında, sen ise çoktan sondayken. Ben başımı kaldırıp omzundan, ne kadar kaldı dediğimde. Usulca terleyen saçlarımı sevip de. Hadi biraz daha uyu. Geldiğimizde haber veririm demişmiydin sen bana.
Beklemecilik / Ali İHSAN SAĞMEN
Mayıs 31, 2010 by Genelce/
Filed under Deneme, Dr Isik Iscanli, Edebiyat, Yazar
Halk olarak beklemecilik bizim en büyük zaafımızdır. Durakta otobüs, yolda dolmuş, hastanede sıra, kömürcüde kömür, yardım kamyonlarında patates ve kuru bakla beklemek ten zevk mi alırız?
Kişilerden bir şeyler bekleriz, olmayacağını bilsek te, devletten bekleriz yapamayacağını ya da yapmayacağını bilerek, toplumdan bir şeylerin yapılmasını bekleriz, toplumda kendi üyelerinden ve beklemecilik fasit daire içinde dolaşır durur.
Erguvan köşkler… / MELEK
Rutubet almış tahtaların kokusu çok uzaklardan duyulmaktaydı. Bahçesini ayrık otlarının doldurduğu. Güllerle erguvanların inatla solmadığı , aksine birbirlerine daha da bir kenetlendiği bu evi; annem hep anlatır dururdu. Eskiden önünden denize girerdik derdi. Yazlık için İstanbul un bu köy eki almış semtinde kalınırdı diye anlatmaya devam ederdi.
Kardeşlik ve dostluk üzerine/Mustafa Elveren (Em.Öğrt.)
Mayıs 30, 2010 by Genelce/
Filed under Deneme, Edebiyat, Mustafa Elveren, Yazar
Hiç birimiz kardeş(ler)imizi seçme özgürlüğüne sahip değiliz. Fakat, dostumuzu/dostlarımızı özgürce seçebiliriz. “Dostun attığı gül yaralar bizi”, “Dostluk başka, alışveriş başka” gibi halkların kültüründe dostlukla ilgili epeyce özlü sözler bulunmaktadır.
Kaç hıdırellezde seni adadım.
Kaç hıdırellezde seni adadım biliyor musun. Bir gül fidanının dibinde. Ve resmini çizdim, denizden topladığım ufak mermer taşlarla . kimbilir kaç hıdırellez de soğan saplarına kırmızı kurdeleler bağladım seviyor mu sevmiyor mu diye. Nerden bileceksin ki. Biz göçmenlerin ezbere bildiği bu büyük bayramda. Hıdırellez gecesi yani.. Henüz ay çıkmamışken ortaya. Bir son namaz sesi öncesi. Kocaman yakılan ateşin çevresinde, bulduğum ilk gül fidanının altında adadım da. Sen duymadın bile.
Suçlu Halktan Sevilen Halka/Engin Erkiner
BBC’nin değişik ülkelerde 30 bin kişi hakkında yaptığı soruşturmaya göre, Avrupa’da en sevilen halk Almanlar… Almanları en çok sevenler de I. ve II. Dünya Savaşı’nda savaştıkları Fransızlar ve İngilizler…
Zeytin dalının adıdır barış
Yüzyıllardır süregelen ve tek bir çöpü bile atılmayan bir ağaç mıdır zeytin ağacı. Yoksa tarihsel sürecinde. Barışa simge olmuş bir imge mi.




















































