|

Geceleri mesai saatlerinde öldürüyorduk

Almanya’nın haftalık dergisi Der Spiegel, geçen sayısında Türkiye’nin Güneydoğu’sunda 1990’lı yıllar boyunca JİTEM’in işlediği faili meçhul cinayetleri konu alan geniş bir yazıya yer verdi.

8201-jitem-karmaskeli1Daniel Steinvorth tarafından İstanbul mahreçli yazılan haberin başlığı ise Abdulkadir Aygan’ın sözlerinden seçilmiş: Geceleri mesai saatlerinde öldürüyorduk.
İşte Der Spiegel ’deki yazının geniş özeti:
JİTEM üyeleri gece vardığında, Türkiye’nin güneydoğusunun Kürt sakinleri başka türlü bir kayboluş olacağını biliyor. Şimdi müfettişler, dağıldığı iddia edilen bu gizli örgütü ve kurbanlarını sakladığı ‘ölüm kuyuları’nı araştırıyor.
Nimet Karaaslan ve yeni işletmesi için her şey yolunda gidiyordu. Kürt işadamı, Türkiye’nin Suriye sınırı yakınındaki Cizre’de 1993 yılında yeni lokantasını açtığında, siyah gözlüklü adamlar ellerinde hafif makineli tüfekleriyle Karaaslan’a bir ziyarette bulundu ve “Lokantayı bize ver” diye emir verdi.
JİTEM üyesi adamlar Karaaslan’ın lokantasında kendi evlerinde gibi davrandı. Silahlarıyla deneme yaptılar ve kendilerine, soruşturma ve işkence için bir merkez oluşturdular. Lokantanın konumu iyiydi. Arkasında uzanan mısır tarlalarında ara ara kuyularla kesiliyor. Kuyular infaz edilen bedenlerden kurtulmak için ideal yerler oldu. Yıllarca komşu kasabalarda yaşayan insanlar seslerini çıkarmadı. Karaaslan’ın lokantası hakkında konuşurlarsa kendilerinin de ortadan yok olma ihtimalinin artacağını düşündü. Ancak mart ayından beri bölge, enkaz araçlarının meskeni oldu.
1980’ler ve 1990’lar boyunca, binlerce insan hakları savunucusu, politikacı ve işadamı PKK ile bağlantıları olduğu gerekçesiyle kaçırılarak öldürüldü. Kayıp listesinde adı geçenlerden biri Kürt inşaat işçisi Ramazan Solmaz. Karısı Piroze, onu en son 15 Ocak 1993’te görmüş. “Yakaladıklarında işe gidiyordu” diye anlatıyor Piroze, “Tek bildiğim bu. Hiçbir iz, hiçbir ipucu yok. Sadece cesedinin nerede olduğunu bilmek ve onu gömmek istiyorum.” Piroz’un arkadaşı ise şöyle anlatıyor, “Kocam Selahattin 1998’da sokak ortasında güpegündüz vuruldu. Tıpkı bir hayvan gibi.”

Hasan Ergül’ün akıbeti
Tuncay Güney ve Yıldırım Beğler gibi hükümetin eski partizanları şimdi PKK karşıtı savaştan bahsediyor. Kanada, İsveç ve Norveç gibi ülkelerde sürgünde olmanın verdiği güvence ile bu çeşit adamlar kurbanların adını ve toplu mezarların nerede bulunacağını sayıp döküyor. Onlar barbar sorgulama tekniklerini ve ‘en yukarıdan’ gelen öldürme emirlerini anlatıyorlar. Jandarmaların ölüleri nasıl asit banyolarında yıkadığını ve kuyularda yok olmasını sağladıkları üzerine konuşuyorlar. Ve JİTEM’in genellikle ne çeşit araba kullandığını belirtmeyi de es geçmiyorlar: 1970 ve 1990’lar arasında Türkiye’de Toros’ta yapılmış Renault-12’nin beyaz modelleri. Ölümün melekleri beyaz arabalarıyla görünüyordu, halk bir arkadaşlarının ya da komşusunun yakın zamanda ortadan kaybolacağını bilirdi. Ortadan kaybolan Kürt Hasan Ergül’un hikayesi, kıdemli JİTEM’cilerin açıklamalarının ne kadar inandırıcı olduğunun bir örneği. 23 Mayıs 1999’da Çukurca’daki bir çiftçi üç yaşındaki oğlu ile yakınlardaki hastaneye gitmek için traktörüne bindi. Ama çok uzağa gidemediler. Yakındaki bir benzin istasyonunda durduktan sonra Ergül, yolunu kapayan üç araçla çevrelendi. Ergül’ü traktöründen indirip kendi arabalarının arka koltuğuna sürüklediler. Ağlayan çocuğu arkalarında bırakarak uzaklaştılar. Akrabaları, Ergul’ün boğularak öldürüldüğünü, bir çuvala konup uzak bir göle atıldığını, eski JİTEM üyesi Abdülkadir Aygan itiraflarını yazdığı zaman öğrenebildi.
Alıntı : http://www.beybun.com/

  • Share/Bookmark

Tags: , , , , , , , , , , ,

Leave a Reply