|

Hasret Birsel, Su Dökmeyin

‘Su Dökmeyin, Su Dökmeniz İhanettir, Ateşi Gürleştirin!’

ahmet-turkKendi yürek penceresinden bakar insanlar dünyaya, o pencere ile sever, nefret eder, aşık olur, intikam alır ve bağışlar.

Savaşır insanlar, yüz yıllardır dünyada hep savaşlar olmuştur.

Hiçbir savaşın gerçek anlamda galibi olmadığı gibi yenileni de yoktur aslında.

Dönüp arkalarına -içinde yüzdükleri kan deryasına- bakınca dehşete düşüp sonunda barışır insanlar.

Ahmet Türk`ün 32. gün programında, neler söyleyeceği, nasıl sorularla yüz yüze kalacağı herkesin merak konusuydu.

Ekrana kilitlendi Kürtler ve Türkler. Ahmet Türk`ün, ağzından çıkacak her bir kelimenin üzerinde yorum yapmak, siyasi malzeme toplamak, saldırmak, eh çok cılız da olsa desteklemek için, gözlerini televizyon ekranlarından ayırmadı politikacılar. O saatte izleme şansı olmayan politikacıların, özel sekreterleri, akıl danışmanları notlar aldılar, videolara kayıtlar yapıp, izlemelerini sağladılar.

Gazeteciler daha bir dikkatliydi. Tonla malzeme vardı, aman “manşetlik cümleleri kaçırmayalım” hevesi ile Ertuğrul Özkök ve onun gibiler, yerinden kımıldamadan izlediler programı buna eminim. Tabi bir de gazetecilik etiğini ilke edinen bir avuç namuslu adam vardı bu ülkede, savaşın değil, barışın olmasını isteyen…

Herkes o gece programa kendi yürek penceresinden baktı.

Ben de ekrana diktim gözlerimi, ekran dediysem televizyonum filan yok, Internet üzerinden izledim programı.

Ahmet Türk`ün, bana iki gözmüsün dedirten cümlesi olmakla birlikte, ben işin duygusal boyutuna geçmiştim.

Söylemlerinin tümü Kürt ve Tük halkının huzur içinde yaşması, Barışın olması, akan kanın durması üzerineydi. Nasılsa daha uzunca süre bu program tartışılacak, söyledikleri olumlu ve olumsuz tepkilerle gündemde kalacak.

Dediğim gibi, ben işin duygusal yanında takılıp kaldım.

İtiraf edeyim Ahmet Türk`ü izlerken göz yaşlarımı tutamadım.

Yıllar evvelinin 32. gün ve siyaset meydanı programları geldi aklıma. Sözler ve sorularla linç edilen Kürt politikacıları…

Sözüm ona tartışma programlarının nasıl susturma programlarına dönüştüklerini. Daha iki cümle kurmayan Kürt politikacılara, “PKK`yi lanetle” diye sıkıştırmalarını. Faili meçhul cinayet sevdalılarına, ben Kürdüm diyenlerin nasıl hedef gösterildiğini.

Dünya değişmiş, zaman akmış, Kürtler değişmiş, Türkler de değişmek için çaba içine girmişti.

Kürdün varlığını kabulünün resmiydi benim için Ahmet Türk`ün orada olması.

Ahmet Türk, kendinden emin, ne istediğini bilen tavrı, ama en çok beğenmediği yada onu zora sokmak için yöneltilen sorulara verdiği o içinde bin anlam barındıran hafif tebessümü ile Türk ve Kürt kamuoyuna barış çağrısı yapıyordu.

Gerilla diyordu…PKK…Abdullah Öcalan…”Mandela benzetmesini yaptığım konuşmanın ardındayım” diyordu.

Sabah olduğunda kıyamet kopmuyor Türkiye turfanda bir salatalık gibi orta yerinden ayrılmıyordu.

Kendi yürek penceremden bakıyordum.

On yedi bin faili belli, fakat failli meçhul cinayet olarak adlandırılan, asit kuyularından, taş altlarından, göletlerden çıkarılan insanların katillerini “affedebilirim” diyordu elini yüreğinin üstüne koyarak.

Kendimi düşünüyordum, kardeşimin katilini af eder miydim.

Kendi yürek penceremden bakıyordum.

Eskiden korkudan çocuklarının cesetlerini alamayan, gencecik oğul ve kızlarının cesetleri yerlerde sürünürken, acıdan milyon kez ölen anne -babaları düşünüyordum.

O korkan anne- babaların, o sindirilmiş halkın, nasıl evirildiğini, korkunun gözlerinin içine nasıl korkusuzca baktığını, gerilla cenazelerini artık onbinlerle karşılayıp, sloganlarla nasıl toprağa verdiklerini ve en önemlisi, oğul ve kızlarının cenazelerinde boyunlarında sarı, yeşil kırmızı renklerin yasağı delen örtüleri ile annelerin ve babaların “yeter artık kimsenin evladı ölmesin” diye, atıkları çığlıkları duyuyordum.

Ve kör vicdanlar, sağır kulaklar, insanlığını çoktan yok etmişler resmi geçide duruyordu o an gözlerimin önünde.

Ahmet Türk`e, utancın kalesi, zebanilerin barınağı, masumların mezarı olan, hayatları çalan, felç eden, Diyarbakır zindanında gördüğü işkenceden örnek vermesini istediler.

Korktum o an yılların politikacısı Ahmet Türk`e bir şey olmasından, öyle kolay mıydı o zindanı anlatmak. Travmalı bir halkın travmalarla yaşamını sürdürmüş tecrübeli politikacısı Ahmet Türk`ün de, o an travmaları canlanabilirdi. Korktum işte…
Çok şey anlatmadı, hatta hiç bir şey anlatmadı.

Bir insan müsvedesinin, zorla nasıl bir tutsağın ağzını açtığını, gözlerinin önünde bir fareyi parçalayıp nasıl işkence ile ona yutturduğunu anlatmadı.

Makatlarına cop sokulanları, fosseptik çukuruna kafası sokulup o insan pisliğini nasıl yedirttiklerini…

Zebanilerin başı Esat`ın yaptığı o korkunç işkenceleri. Anlatmadı; kolay mıydı anlatmak…

O kendi işkencecilerini affedebileceğini söylüyordu, ekran başında benim kanım donuyordu.

Anlayana bir insanlık dersi veriliyordu.

Anlatmadı Dörtlerin Gecesi’ni, zulmün kalesini yıkmak için dört insanın bedenini nasıl ateşe verdiğini ve bu alevleri söndürmek için, su atanlara yananlardan birinin o unutulmaz sözünü.
‘Su dökmeyin, su dökmeniz ihanettir, ateşi gürleştirin!’

Ahmet Türk, demokrasi için bedel ödemeye hazırım derken, bir barış yangını çıkarmak istiyordu orada. Bizimle çay kahve içecekse, Kürt sorununa dair konuşmayacaksa, biz de Başbakanla bir şey konuşmaz oradan çıkarız diyordu mağrur ve onurlu.

“Su dökmeyin, su dökmeniz ihanettir, ateşi gürleştirin!”ki barıştan bir yangın çıksın bu ülkede Kürdü ve Türkü de yakıp kavursun…

“Su dökmeyin, su dökmeniz ihanettir, ateşi gürleştirin!”ki inkarın ve savaşın ağababaları tarihin çöplüğünde yer alsınlar…

“Su dökmeyin, su dökmeniz ihanettir, ateşi gürleştirin!”ki Ahmet Türk’ün, Cumhurbaşkanı Abdullah Gülün, Murat Karayılan`ın sesi duyulsun, duyulsun ki bu ülkede barış olsun.

“Su dökmeyin, su dökmeniz ihanettir, ateşi gürleştirin!”ki evlatlarını toprağa veren analar, acı ile kıvranan insanlar kimliksiz, dilsiz sayılan Kürtler, kapılarına bayrağa sarılı tabutlar gelen Türkler artık huzur içinde bir ülkede yaşasın…

“Su dökmeyin, su dökmeniz ihanettir, ateşi gürleştirin!”ki barış için bir halk katillerini bağışlayabilsin…

Hasret BİRSEL  hasretbirsel@hotmail.fr

  • Share/Bookmark

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , ,

3 Responses for “Hasret Birsel, Su Dökmeyin”

  1. ismail yunanistandan diyor ki:

    cok guzel bır yazı yazmıssınız ve bu yazıdan dolayı önceliklen sizi kutlarım.yazdıklarınızın hepsıne katılıyorum

  2. Servan diyor ki:

    Bir tarafta toprağa düşen gencecik çocuğu için ” vatan sağ olsun, bir oğlum daha var onuda yollarım” diyen anne, diğer taraftan “yeter başka anneler ağlamasın” diyen anne… bu nasıl bir çelişki anlamış değilim…”vatan sağolsun diyen bağrı yanık anne bir gün uyanır ve gerçeği görür mü acaba?
    Ne dersiniz , Birsel hanım? Elinize dilinize sağlık. Tadına doyulmaz yazılarınızın devamını diliyorum.

  3. [...] http://genelce.com/hasret-birsel-su-dokmeyin Read also Volkan Konak’tan Nükleer TepkisiSerdar Turgut’a terörist olma rehberi Post To:Digg Facebook Yahoo! Buzz  Email This Post PREVIOUSVolkan Konak’tan Nükleer Tepkisi Advertisement [...]

Leave a Reply