YUNUS EMRE’DEN BECHTOL BRECH’TE

Sahnede perde açılmamış. Tüm enstrümanlar kendi başına ses vermekte. Bilinmeyen notayı çalmaktalar. Her enstrüman kendine göre çalmakta. Kimisi hızlı ve sert, kimisi uyumlu ve yumuşak. 

Perde açılır.

Kaosun müziği çalmakta. Evrenin ilk yaratılışındaki o karmaşanın nabız seslerini hissetmekte seyirci ve giderek müzik dinginleşmekte, huzur dolu bir atmosfere doğru müzik sürer.

Arkada dia gösterisi ile evrenin yaratılışı, güneş sistemi, sonrası dünyanın oluşumu, dünyada yaşamın şekillenişi ve insan belirir sahnede.

Müzikle birlikte süren dia bittiğinde, sahneye dansçılar girer. Hepsi siyahlar içinde kaosun dansını yaparken, gök gürültüsü ve şimşek çakması ile aniden ışıklar kararır ve ışıklar yandığında ikiye bölünmüş dansçılar, beyaz ve siyah giysileri ile belirirler.

Ellerinde silahları ve çiçekleri ile dans etmekteler, siyahlar sert ve savaşır gibi, beyazlar uyumlu ve huzur dolu danslarını sürdürürler. Müziğin ritmi sanki kararsızmışçasına ikili özellik gösterir.

Bir yandan hızlanır sonra sert bir geçişle yavaşlar. Dans grubu buna uygun olarak salınırlar, kah ayrılmak, kah bir arada kalmakta, o sırada sahneye giren beyazlar içindeki semazenler dönmeye başlarlar, diğer dansçılar donarak seyrederler.

Dönüş bittiğinde beyaz kostümlü dansçılar siyahlardan ayrılarak küme oluştururlar. Birden müzik durur. Tüm ışıklar söner ve yandığında ortada anlatıcı, üstündeki kostüm atlas renginde ve parlak kumaştan yapılmıştır. Arka fonda müzik pes perdeden devam ederken, dia ile tarihten günümüze konuya uygun gösterim devam eder.

Anlatıcı başlar anlatmaya:

Hiç yabancısı olmadığınız bir öyküyle başlıyoruz anlatıya. Belki yeni gelmeyecek hiçbirinize. Amacımız düşündürmek hepinizi. Geçmişten günümüze. Hoşça vakitte geçirtmek amma. Cevapsız kalan sorularımızı da ışık tutmak birlikte. Ademden Havva’dan beri aynı kumaş dokunmakta tezgahımızda ki ipliğimizle. Habil ile Kabilden beri kan düşmüş alnımıza. Para ve iktidar kavgası bütünleşirken hırsla, çalmak için kardeşinin rızkını. Her yöntem ile götürüldü, şiddet ile emeğin alın teri.

Hapishaneler kurduk, koca koca ordular. Silahlar ürettik, kırk kere yok edecek dünyayı. Oysa tanrılar yaratırken insanı. En güzel erdemleri yüklemişlerdi dağarcığına. Sevgiden geçmekte idi insanın yolu. Barış ve adaletten. Paylaşmaktı insanda övülen erdem. Bir avuç insan sürdürdü tarih boyunca bu sarp yolu. Teslim alınmış insanın onuru. Tek tek onların sevgisinde tekrar hayat buldu. Dile geldi insanlığın gerçek sesi.

O Yunus’u biçaredir, bir ben var benden içeri. Bana seni gerek seni. Sonrasında gelip geçti çağlar boyu önceki ve sonrakiler gibi binlerce sevginin gönül erleri. Her adımda anladı insanlık sevginin değerini. Şimdi anlatacağız sizlere onların unutulmayan hikayelerini.

Sahneye dansçılar girer ve semazen olan iki kişi dönmeye başlar. Dönmesi bittikten sonra sahneye girer dansçılar. Siyahlar giymiş olanlar savaş sahnesini canlandırırken, diğer tarafta donmuş bir şekilde ayakta, asasına dayanmış şekilde bekleyen Yunus ve etrafında yarım ay şeklinde dizilmiş, yere çökmüş şekilde bekleyen gurup durmaktadır.

Dansçılar, danslarına başladığından beri dia olarak süren tarih sahnesinde savaş anlatısı biterken dansçılar donar ve Yunus ve etrafındakiler hareketlenir. Birisi yalvararak ellerini gökyüzüne açmış şekilde dua ederken, öbürü Yunus’un eteğine yapışmış durmakta. Bir kadın ise çocuğunu uzatmakta, diğer kadın ise çiçek uzatmakta. Yaşlı karı koca dayanarak birbirlerine, sanki dünyayla koparmışlar bağlarını, sevgi ve inanç içinde dinlemekteler. Yunus konuşmaya başlar.

- Canlar, görmekteyim halinizi. Bu savaş tüketmiş sabrınızı. Sevgi ve barıştan yana birlemek kalbimizi. Kapatmak intikam ve vahşetin çağrısına ruhumuzu. Kendi canımız gibi görmek tüm insanları. Paylaşmak ekmeği, aşı. Hadi canlar gayret edelim, uzatalım kardeşimize elimizi. ( Yunus’tan buraya çok bilinen konu ile ilgili şiiri ve fon da müzik girer)
Savaşan insanlar gurubuna dönen Yunus ve etrafında olanlar, çağırırlar savaşanları. Donmuş şekilde bekleyen dansçılar kırarak ellerindeki kılıçları, gelip katılırlar Yunus’un etrafına. İkinci bir halka oluştururlar, o sırada sahneye giren semazen ikili dönmeye başlarlar, arka fonda Yunus’un ilahisi çalmakta, koro ilahiyi okumakta. İlahinin bitmesi ile sahne ışıkları söner.

Işıklar yandığında oynayarak bir çocuk girer sahneye. Elinde bezden bebeği, Yunus’tan şiiri çocuk şarkısı gibi söylemekte. Şarkıyı duyan siyahlar giymiş dansçılar, öfke dolu homurdanmaları ile çocuğun üstüne doğru koşarlar, o sırada dia ile din savaşları ve engenizasyon ve günümüz Irak’tan görüntüler eşliğinde müzik sert ve hüzün dolu çalmaktadır.

Müzik ve dia bittiği anda hepsi kendi dillerinde ayinsel sözlerle konuşmaya başlarlar. Korku dolu çocuk, kapanırken yere, siyahlar giymiş dansçılar dönerek etrafında dans ederken, birden ışık patlaması gerçekleşir. Sesten ürken dansçılar korkuyla gökyüzüne bakarlar ve geri geri sahneden çekilerek, sahnenin ucuna doğru gider ve orada donarlar.

Sahneye beyazlar giymiş ve pelerinli dansçılar yine aynı dillerde, sevgi, barış, kardeşlik, adalet ve paylaşım derken sahneye Brecht girer ve tutar ellerinden kızın, ayağa kaldırır, kucaklar ve elini tutar. O sırada Brecht’in bilinen sözleri müzik eşliğinde koro ile söylenir. Sahneye Yunus girer, Yunus’un bilinen bir şiiri eşliğinde.

Arka fonda dia kardeşlik ve barış üzerine sunum yaparken, Yunus gelir ve çocuğun elini tutar, o sırada ikili semazen girer ve dönmeye başlarlar. Bittiğinde Yunus ve Brech birlikte sahnenin önüne gelirler seyircilere dönerek ikisi birlikte.

- Yetmedimi din savaşları ile kan deryasına dönüştürdüğümüz bu dünya. Sevgi ve barışla uzatmak gerekirken kardeşimize elimizi. Bu kahrolası silahlar niye. İnsanlık adına bu kan deryası dursun. Tanrı sevgidir diye öğrenmedik mi. Bu şiddet, bu vahşet neden. Gelin uzatın ellerinizi bize. Yeniden kuralım dünyayı kardeşçe. Yoktur aslında farkımız birbirimizden. Dilimiz, kültürümüz, tenim zenginliğimiz aslında. Varabilsek bir farkına.

O sırada tüm ülkelerin bayrakları dia ile gösterilirken, dört ayrı tende boyanmış dansçılar sahneye girerler ve halka oluştururken mavi pelerinlerini açarlar. Yunus ve Brecht elele tutuşur ve sahnede hep bir ağızdan koro halinde bağırırlar.

NE SINIRLAR ENGEL BUNA. NEDE TENİMİZ. NEDE BU KAN, VAHŞET. UZATIN ELLERİNİZİ DOSTLUĞA. SEVGİ VE BARIŞ OLMALI YOLUMUZ. YOKTUR ASLINDA BİRBİRİMİZDEN FARKIMIZ. UNUTMAYIN HEPİMİZ İNSANIZ.

Perde kapanır.

Fatih Mehmet Yıldırım

fatihmehmetyildirim@fatihmehmetyildirim.com

  • Share/Bookmark
Burada Reklam yayınlanır.

Comments

Tell us what you're thinking...
and oh, if you want a pic to show with your comment, go get a gravatar!